IMKB:52.753Dolar:1,5365YTLEuro:2,0955YTLAltın:371,01YTL
Ankara'da hava sıcaklığı 20°C
11:58 Battala varsa sorun yok-  11:49 Robinho gözü Elano'da!-  11:41 Başörtülü ebe avı!-  11:40 ŞOK! Sarkozy iktidarsız mı?-  11:20 Keko babasını buldu! İZLE-  11:19 Türban yerine şapka mı?-  11:13 Hiddink, İstanbul'a geliyor-  11:13 O kamyonun sırrı çözüldü!-  10:59 Onur Şan'ı sibel kaptı!-  10:55 Öz kızlarını defalarca hamile bıraktı! -  10:53 Emeklileri bekleyen tehlike!-  10:46 Cezaevine girdi, yine uslanmadı-  10:45 Windows kullanıcıları dikkat-  10:37 CHP imamların eline düştü-  10:27 Büyük ustların ayıp kavgası!-  10:20 Beni aptal yerine koydular!-  10:16 Kanserin kökünü kazıyan meyve-  09:40 Ünlü Karikatürist vefat etti!-  09:35 Dolar kaç TL?-  09:26 CIA'nın vahşi işkenceleri! -  
Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
İşte Ejder Kapanı
30 Ocak 2010 / 09:19
Kurtlar Vadisi Pusu ve Lanet Olsun İçimdeki İnsan Sevgisine filminin genç yönetmeni Zübeyr Şaşmaz, Ejder Kapanı ile ilgili görüşlerini açıkladı...

Ali Buhara Mete: Çocuk tecavüzcülerini öldüren bir katilin izinde, adalet kavramının sorgulandığı filmde, iki deneyimli dedektif Abbas (Uğur Yücel) ve 'Akrep' Celal (Kenan İmirzalıoğlu) bir seri katilin peşine düşerler. Katilin kurbanları aftan yararlanıp çıkan sübyancılardır. Eldeki ipuçları askerden dönen Ensar'ı (Nejat İşler) işaret etmektedir. Film, Türkiye'de olmayan bir 'Seri cinayet' hikâyesini anlatıyor. Kültürümüzde seri cinayet olgusunun olmaması bir yana polisiye bir yapım olarak Ejder Kapanı'nı diğer Türk filmlerine kıyasla nasıl buldunuz?


Konunun ilginçliği seri cinayetten ileri gelmiyor

Öktem Başol: Metis Yayınevi 'Koli Cinayetleri' diye bir kitap çıkarmıştı. Bir adam, öldürdüklerini koliye koyuyormuş. Bir de önceleri bir tane seri cinayet hikâyesi varmış. Fakat konunun ilginçliği seri cinayetten ileri gelmiyor. Bu konu hep döner dolaşır senaryo çevrelerinde. Eğer bir insan kendi adaletini kendisi vermeye kalksaydı... Çünkü herkes hep hicap duyar ya. Mesela ölüm cezasının kalkması, af çıkması, bu tip şeylerden hep hicap duyarsın. Taksi şoförüyle ve ya kahvede konuştuğun zaman bile: 'Abi 7 kişiyi öldürmüş kadınlara tecavüz etmiş şimdi elini kolunu sallayıp dolaşıyor' diye bahsederler. En büyük insanların içinde kaynayan şey odur, ona merhem olacak bir karakter yaratmış. Fakat garip bir şekilde karakter filmin başında yok oluyor. Beni asıl rahatsız eden şey oydu.

A.B.M: Filmin senaristi Kubilay Tat, 'Annemi öldürdüler ben de Ejder Kapanı'nı yazdım' demiş. Film, adaletsizliğe karşı toplumsal bir mesaj içeriyor. Diğer yandan senaryoda bazı boşluklar var; Çerkez'le Cavidan'ın ilişkisi gibi. Ejder Kapanı'nın senaryosu hakkında neler söylersiniz?



Ö.B: Ben senaryoyu konuşayım ondan sonra sözü Zübeyr'e vereceğim ki biraz mizansenden de bize bahsetsin. Baştan itibaren filmin kurgusunu biliyor seyirci. Fakat bizim Ensar'ı görmeye hakkımız var seyirci olarak. Çünkü biz hiçbir şeyi bilmiyoruz, görmüyoruz. En azından kuşkulanmaya hakkımız var. Filmin 40. dakikasında 'Aaa bu Ensar' diye çıkıyor. Beni ilk kırk dakika en çok rahatsız eden şey Ensar'ın filmik olarak ortada olmaması. Nerede bu Ensar, adam illa fizik olarak çıksın karşımıza demiyorum, filmik olarak bir tane ipucu verilebilir. Ensar bir şey oldu, veya bir şey desin ama filmde kayboluyor. Tabi kötü şeylerinden konuşmayalım güzel yönlerinden konuşalım. Sonra kurgusuna mizansenine gireceğiz. Bir kere Genre filmi veya tür filmi olarak güzel. Çok fazla yapılmıyor Türkiye’de. Bence polisiyeyi çok kötü yapmıyoruz. Mesela çok güzel bir polisiye bir roman vardır Ahmet Ümit'in ‘Sis ve Gece’ diye. Onu da film yapmışlardı ve seyredilebilir bir filmdi. Gayet doğru bir filmdi. Ve bu da kurgusuyla, mizanseniyle, senaryosuyla yenilikler getiren bir film. Bütün boşluklarına rağmen bir takım yenilikler getiren bir film. Bence filmin çok iyi yanları da var...

Filme olan ilgimizi kaybetmiyoruz

A.B.M: En göze çarpan hangisi?

Ö.B: Senaristik anlamda iyi yanları, filmin lokal gerilimi bazı sahnelerde tutturabiliyor olması. Yani lokal anlamda bir gerilim sağlayabiliyor. Bir karakteri gördüğümüzde, buna mizansen ve kurgu da dahil. Karakterin takibinde, olayın işleyişinde belli bir seviyeyi tutturabiliyor. Film karşımızda olduğunda hatalarını tespit etsek de yanımıza bakmıyoruz. Benim için en önemli kriter budur. Hata görmek istersen görebilirsin ama eğer yanına bakıp çekirdek yiyorsan o film bitmiştir. Bu filmde öyle bir durum yoktu.



Yanlış mizansenler var

A.B.M: Filmi görsel olarak değinelim mi hazır yönetmen Zübeyr Şaşmaz da buradayken. Filmdeki aksiyon sahneleri için Fransa'dan özel bir ekip getirilmiş... Sizce kovalama ve aksiyon sahneleri başarılı mıydı? Bana kalırsa araba sahnelerini bizim mahalledeki çocukları toplasak bu kadar olurdu. Siz ne düşünüyorsunuz aksiyon sahneleri hakkında?

Ö.B: Zübeyr de şimdi devam eder ama bence onların en önemli yanı çekmek değil. Önemli olan bunların kurguyla uyumlu olması. Kurgucunun muhakkak o grupla çalışmış olması, görmesi lazım. Yoksa çekersin harika bir şey fakat kurguda öyle bir rezil ederler ki...

Zübeyr Şaşmaz: Ben filmin rengini çok beğendim. Nan Goldin diye savaş karşıtı bir fotoğrafçı vardır. Onun resimlerinde yeşilimsi bir tat vardır, o tonu çok iyi yakalamış. Gecelerde kullandığı çok güzel bir sarı var. Kino filoların yeni çıkan malzemesini kullanmışlar, onlar çok dikkatimi çekti. Işık kullanımında çok başarılılardı.

A.B.M: Kovalamacalardaki yavanlık, içinin boş olması senaryoyla mı alakalıydı?

Z.Ş: O noktaya gelirsek ben o kovalamacaların niye var olduğunu çözemedim. Çünkü, karakterin bu olduğunu biliyoruz. Karşı sokaktan gelip karşı tarafa girmesi mizansen olarak çok yanlış geldi bana. Doğru düzgün yolundan git, ters yola ve arabaların arasına girmenin mantığı bana geçmedi. Çünkü o yolu ben biliyorum, kafamda izleyici olarak da filmin coğrafyasını tanıyorum, Galata'dan geçemezsen başka bir köprüden geçersin. Ne olacak ki?

A.B.M: Kovalayan biri olsa belki kabul edilebilir bir durum?

Z.Ş: Evet çok kabul edilebilir bir durum.

Ö.B: Hangi sahne bu?

Z.Ş: Akrep Cello'nun evine doğru giderken sonlara doğru. Galata Köprüsu'nden atlamasının hiç bir mantığı yok.

Ö.B: Filmin sonundaki sahnenin niye yapıldığını ben de anlamadım. Gereksiz de bir maliyet aslında. Orada gerekli olan şey bize o coğrafyayı vermesi de değil. Bu adam oradan çıkıyor arıyor.

Z.Ş: Orası da kurguda atılabilir, direk orada başlayabilir.

Ö.B: Atılabilir aynen öyle, ya da saati gösterebilirsin, 12.48 mi 12.50 mi? Varmaya mı çalışıyorsun! Bir de o sırada adam birini de öldürmüyor ki.

Z.Ş: Benim beklentim oydu. O kızı öldürecek ve son dakika oraya yetişmesi gerekiyor durumu da olmuyor.

Ö.B: Ama benim kastettiğim kovalamacalar değildi. Yürüyerek koşarak yapılan kovalamacalar damların üzerinde.

Z.Ş: Bir de senaryo anlamında bir şey söyleyeyim. Uğur Yücel'in oynadığı karakter kalpten sorunlu bir adam. Biz onu önceden gördük mü, bunun ön hazırlık sahnesini koysan, hapı atsa sonraki sahnede bu adam düşse bunu anlayacağız.

Ö.B: Galiba bir hap alıyor sahnede fakat yeterince vurgu yapılmıyor. Bir de bütün bu elemanlar kullanıldığında, madem senaristik anlamda bir sorundan bahsedeceksen hepinizin söylediğini daha global olarak söyleyeyim; bahsettiğim cami sahnesi, kovalamaca sahnesi ya da bu dil altı gibi sahneler aslında doğrudan alınmış sahneler. Yabancı polisiye filmlerden doğrudan esinlenilmiş sahneler. Çünkü yabancı polisiye filmlerde başlarda kalp rahatsızlığı olur. Tam da emekli olacaktır ama şunu düşünmüyor ki kalp hastalığı veren bir senarist doğrudan seyirciyi kalp hastalığına odaklar. Yani film bittiğinde ben o adamı öldürürüm, film bittiğinde o adama bir sekte gelir, film doksan dakikaysa seksen dokuzuncu dakikanın elli dokuzuncu saniyesinde o adama bir sekte gelir. Bir adamın kalp hastası olması, bir kovalama yapmak, camiye gitmek bunlar bir dekor değildir. Bunların hepsi bir namustur. Bunu kullanacaksın tekrar. 'Abi o da koymuş ne güzel koyayım bunu' değil. Bir de güzelde koyuyor. Ama gerçekten bir polisiye hikayenin lokal olabilmesi neye ihtiyacın olduğuyla alakalı. Senin neye ihtiyacın var? Bu adamın kalp hastası olmasına ihtiyacın var mı? Varsa onu kullanalım.



Z.Ş: Zaten yetişemeyecek…

Filmde doğrudan alınmış çok fazla eleman var

A.B:M: Belki onu kurtaran kişinin o olduğunu göstermek için kullanılabilir.

Ö.B: Gene düşüp bayılıp kalabilir. Kafayı kanatır bir kalkar kan durmuş. Onun senaristik olarak çok kolay bir çözümü olabilir.

A.B.M: Karaktere defo vermek istemiyor mu acaba? Mesela hastanedeki sahne çok eleştirildi. Bu kişiyi yakalayacak tek insan benim demesi...

Ö.B: Benim bir eleştirim varsa filme tam da bu noktada, bütün söylediklerinizi toplayarak söylüyorum. Filmde çok fazla doğrudan alınmış eleman var. Bütün elemanları alırsın ve filmle ölçersin. Benim filmime bu gerekli mi gerekli değil mi, benim bu adamın birden cengâver gibi kalkması gerekli mi? Gerekliyse ben daha öncesini verdim mi? Mesela bu adam bunu namus meselesi yapsa, 'Ben bu herifi yakalamazsam bana da adam demesinler' dese o hastaneden kalkmasını anlarım. Ama hiç öyle bir şey yok. 'Ya onu bir tek sen bitirirsin ancak' diyerek olmaz. Başkasının iknasıyla bir karakter asla bir şeyi yapmaz.'Amirim dedi aman ben yapayım' diye. Ama bıraksan günlerce eleştirebilirim filmi gene de iyi yanlarına vurgu yapalım.



A.B.M: Filmdeki eleştirilerden birisi de çok Amerikanvari oluşu, Uğur Yücel'in sunum yaptığı sahne gözümün önüne gelince yerli bir adamdan çok L.A.P.D(Los Angeles Police Department) dedektifi canlandırdı gözümde..

Ö.B: Bak hep aynı şey, esas vurguyu oraya yap.

Z.Ş: Bir başka taraftan oyuncuyu farklı bir noktaya götürebilmiş.

Ö.B: Zübeyr ona bakarsan caminin ışığını ben çok sevdim, (misalen) kovalamaca çok saçma ama bazı yerleri güzel. Tamamen pür kovalamaca gibi bakarsak, her şeyi unut. Bir Türk filmi için hiç fena değil ama senaryoda yeri yok.

Z.Ş: Türk sinemasında doğru düzgün yapılmış bir durum değil ama sahnenin anlamı yok.

Ö.B: Evet, niye var hiçbir fikrin yok yani. O sunum da öyle, sunum olmasa...

A.B.M: Kaldı ki taksiciye ben polisim dese devam da edebilir o sahnede.

Ö.B: Sunum olmasa ne değişir? Yanındaki herife dese ki Ejder bunu biz bulduk dese ne değişir hiçbir şey değişmez. Sunum Amerikanvari bir sahnedir, Hollywood filmlerinde de başta yapılır ortada değil. Başta yapılır ki lanse edilsin ikinci akt. Birinci aktın sonlarında yapılır. Burada filmin ortasında yapılıyor.



Kenan İmirzalıoğlu’nun performansı çok başarılı

A.B.M: İyi şeylerden konuşursak Akrep Cello’dan bahsedebiliriz. Kenan İmirzalıoğlu oynadığı sert rollerle göze çarpıyor. Yazın kendisiyle sohbet ettiğimde tek tip karakter oynadığına dair eleştirilere, aynı tandanstan farklı adamları oynamanın daha zor olduğunu söylemişti. Akrep Celal karakterini şivesiyle duruşuyla göz önünde bulundurarak yeni bir karakter çizebildiğini söyler misiniz?

Ö.B: Ben karakteri çok iyi buldum. Karakterin iyi olan yanlarından bir tanesi doğulu yönünü didaktik kullanmamış. İlginç bir karışım yapmış, yani karakter bir yandan resim çizen ama resimde katillerin resimlerini çizen fakat resmi çizdiğini kıza söyleyen tam bir maço değil. Tam bir duygusal da değil. Görüntüsü kromatik bir görüntü ama bir yandan da kalbi olduğunu hissediyorsun ama bir yandan da işkence yapıyor. İyi, kötü, etik ve ahlaksız yanıyla karışımı iyi bir karakter. Başka biri oynasa çok kötü yapabilir, çöpe gönderebilirdi.

A.B.M: Siz ne derseniz?

Z.Ş: Oyuncu koçluğu olarak yönetmen çok dâhil olmuş. Konuşma dilini bulmuşlar. Senaryonun da artısı, Kenan'ın vücut dili olarak çok iyi çalışmış olmasıydı.

Gerçek anlamda bir aşk yok

A.B.M: Benim en beğendiğim sahnelerden birisi Ezo ile Cello’nun yakınlaşma öncesi aralarındaki çatışma sahnesiydi...


Ö.B: Kendi içerisinde iyi bir sahneydi ama biraz...

Z.Ş: Bana naif geldi

Ö.B: Evet hazırlıksız geldi birazcık. Öyle bir aşkta seyirci şunu merak eder. Bir takım yönetmenler veya senaristler zannediyorlar ki onların tam yakınlaştığı sahneyi göstermek seyirciyi tatmin ediyor. Aslında seyirciyi tatmin eden o değil. Seyirciyi tatmin eden onların yakınlaştıkları anda birbirlerine açılamadıkları an. Yani kendi içlerindeki çatışmayı göstermek. Adamı evde yalnız başına kızın resmini öperken gösterip sonra kızın karşısında kem küm ederken göstermek. Birbirleriyle olan sahne elbette güzel olabilir ama sempatik bir sahne dersin. Ama gerçek anlamda bir aşk sahnesi değil. Aşk sahnesi göremedim filmde, hatta hep biraz daha bunlar yakınlaşsalar. Kız bir ara konuşmadı, yemeğe gittiklerinde orada ben daha ileri gitsin istedim ama tak diye kesti...

Z.Ş: Böyle mi oluyor bu işler diye konuşmuştu...

Ö.B: O açıdan biraz daha ileri gitmesini istedim. (Aralarındaki çatışmayı kastederek)

Z.Ş: Kenan kendisini gerçekten açmış, hani bir bıyık takayım deyip karakterini değiştirmemiş, vücut dilini de değiştirmiş..

İlginç ve farklı bir kurgu var



A.B.M: Ejder Kapanı, maddi açıdan iyi imkânlarla çekilmiş bir film. Bu imkânlar dâhilinde daha iyi bir film yapılamaz mıydı sorusunu getiriyor akla...

Ö.B: En azından tür açısından bir şeyler denenmiş gibi gördüm. İlginç ve atipik bir kurgusu var. Flaşları çok fazla kullanarak.

Z.Ş: Guy Ritchie'nin yapığı model değil mi?

Ö.B: Birkaç değişik modeli adapte etmeye çalışmış, renkleri iyiydi. Oyuncuların bazıları iyiydi. Ne kadar para harcandığını bilmiyorum..

Z.Ş: 5 trilyon kadar

Ö.B: Harcanan para biraz post'a gitmiş olabilir. Rengiydi kurgusu, görsel efektine gitmiş olabilir. Yoksa dış çekimleri düşünürasek öyle bir durum yoktu.

A.B.M:
Oyuncu performansları bu kadar iyi olmasa çok daha silik bir film izleyebilirdik değil mi?

Ö.B: Çok daha silik bir film olabilirdi.



Z.Ş: Kenan'ın oyunculuğu inanılmazdı. Saçları ufak değiştireyim, bıyığı değiştirip ufak bir şive yapayım dememiş, öyle bir durum yok. Üstüne çalışılmış olduğu çok belliydi.

Ö.B: Çok ilginç Kenan'ın bazı diyalogları özellikle çok kötü. Baktığın zaman inanılmaz didaktik ve kötü. Ama oralar bile çok batmıyor. Benim için kötü dizilerden alınma diyalog, diziden al filme koy diyalogu. Yani tam konuşma diyalogu. Film öyle değildir, çünkü filmi anlamaya çalışacaksın. Filmin ilk sekansında her şeyi anlıyorsun. İnanılmaz derece rahatsız edici. Bak Ensar anneni öldürmüşsün vs.

A.B.M: Woody Allen'ın son filminde de var çok karışık diyaloglar ama mesajları çok net anlıyoruz...

Ö.B: Orada aslında bir künye yapıyor filmin başında. Biz sandık deriz, sandıktan yavaş yavaş çıkarırsın, hepsini açmış çünkü Ensar'ı bitirmiş orada. Ama bizim için rahatsız edici. Eğer ben Ensar'ı görüyorsam filmin başında, en azından Ensar'ı filmin karakteri zannediyorum. Her şeyi anlatmasına gerek yok. Kalp krizi ve emeklilik durumu yok gibi filmin 3. aktı yok gibi. En azından bir dakikalık bir bölüm kesilmiş gibi. Ama iyi bir şeyle bitirmek gerekirse filmi bir tür filmi olarak görmeleri lazım okuyucuların. Türkiye'de çok fazla yapılmadığı için. Özellikle polisiyeye ilgisi olanların bir de midesi kaldıranların izlemesini tavsiye ederim.

Z.Ş: Müziğin kullanımı da çok başarılıydı. Uğur Yücel başında durmuş ki o adamların daha önce yaptıkları bir iş yok. 15 tane başka müzik de kullanmışlar dışarıdan.

A.B.M: Bu keyifli söyleşi için Öktem Başol ve Zübeyr Şaşmaz’a teşekkür ederiz.

Ropörtaj:
Ali Buhara METE
Senaryo Doktoru: Öktem BAŞOL
Yönetmen: Zübeyr ŞAŞMAZ

yazete.com

Bu haber toplam 286 defa okunmuştur
DİĞER HABERLER
ÇOK OKUNANLAR