
Mükemmel güzel bir toplantı… Bütün medya orada, konuşmacılar, paneller, ayaküstü sohbetler gırla… Bir de kulüpler var civar otellerde… Bekleyin neler neler yazacağım…
Galatasaray’la da irtibat kurdum.
Hala beklemedeler…
Meraklanmayasınız diye söylüyorum daha sonra daha detaylı anlatacağım ama şunu bilin ki emin olmadan pek yazmak istemiyorum. Yazmıyorsam eğer, bilin ki yazılanlar palavra… Benim de palavrayla işim olmaz!
Ne diyor bugün Adnan Polat?
Transfer yapmak çok zor!
Ben ne diyorum aylardır?
Polat’la konuştum para yok transfer yapamayız, diyor…
Bitti!...
Transfer olursa zar ‘düşeş geldi’ demektir. Meğer ki denk gele… Meğer ki tuta!...
Tekrar büyük harflerle yazıyorum;
GALATASARAY takAS YOLUYLA TRANSFER YAPABİLİR.
Para verip adam almaz!
Bir istisna Bursalı Sercan’dır.
Sercan için biraz vadeli para verilir ve de çok futbolculu bir takas yapılabilir.
İdareciler Sercan için şöyle diyor;
‘Çok genç, alırsak, ileride Avrupa’ya satarken çok para kazanırız!...’
Ben bunları Carrusca’da da duymuştum!... Zor yolladılar…
Futbolda bugün geçerlidir.
Gelecek için paraya ait hayaller kurmak bezirganlıktır. Tutmayabilir. Onun için Sercan Galatasaray’a bu dönem faydalı olur mu onu ölçmek gerek.
Kulüpler futbolcu sırtından para kazanmaktan çok ‘futbolda başarıyı’ düşünmeli. Futbolcu bence sermaye değil. Riskli bir alış veriş.
Bana kalırsa Sercan olsa da olur olmasa da…
Olursa ne ala, olmazsa başa bela…
Örnekler çok…
Açtırmayın kutuyu söyletmeyin kötüyü…
Kulüpler para kazanmanın yollarını başka yaratıcı zekalarda bulmalı.
Wolfsburg’dan Costa olmadı!
Ali Turan askıda… Kayseri direniyor, Galatasaray parasız almaya bakıyor…
Lindeoth gidici…
Aydın hayal kırıklığı,
Arda zımba gibi.
Baroş ancak bir ay sonra oynar…
Yerli bir forvetle pazarlıktalar…
Lincoln hala başa bela…
Rijkaard da duruma razı.
Van Nistelrooy da müzmin sakat ve yaşlı… Benden söylemesi… Olmaz!
Galatasaray bir ara Humberto’yu da düşledi… Mümkün değildi…
Para dedin mi akan sular dururdu…
Şilili golcü Humbert Suazo, İspanya’da Zaragozsa’ya gitti…
Hayalin sonu yok.
Ben ne diyorum;
Savunmanın göbeğine Puyol,
Orta sahaya İniesta’yı koy bak ne olur Galatasaray!
Ama ko-ya-maz-sın!
Olmaz!
Al Baroş’u koy Beşiktaş’a bak nasıl uzak ara çeker Beşiktaş…
Nihat da kendine gelir…
Al Roberto Carlos’u koy Fener’e bir arpa boyu yol gitmez Fener!
Neden?
İzlediniz Carlos’u;
Buradayken Başkan Aziz Yıldırım sevdalısı…
Gidince ‘sevgisiz Fener!... Ali Koç Başkan olmalı!...’
Bizler hep hayal aleminde gezerek kafa yapıyoruz. Gerçekler başka!
Ben Moruk Carlos yaramaz, paraya koşuyor dediğimde Fenerli bana kızıyordu…
Gördüler Carlos’u…
Uzatmadan TSYD’nin toplantısına dönelim.
Daha hakemleri, hocaları yazacağım! Yazacak o kadar çok şey var ki… Bekleyin…
Ancak;
Ne yazık ki her gün medyaya tepki yollayan anlı şanlı başkanlardan koca TSYD toplantısına bir demet çiçek yollayan tek başkan dahi yoktu!
Telgrafla, maille bile başarı dilemediler!
Ayıp ama…
Gazeteci dostum Faik Gürses de mükemmel oturum yönetti. Recep İvedik çırak kalır… Bravo Faik. Hepimiz dikkat kesildik, helal olsun sana!...
Milli Takıma kim hoca olcak konusu kamuoyunu aylardır meşgul ediyor.
İki ihtimal var;
1-Yerli Hoca
2-Yabancı Hoca
Ancak somut bir isim yok!
Yabancılardan Trapattoni yerlilerden de Yılmaz Vural en akla yakınları…
Hatta Yılmaz Vural’la Rıdvan Dilmen ‘ben varım’ diye ortaya çıktılar bile...
Panelde Yılmaz Vural, Türk futbolunda hassas noktalara değinerek öyle güzel konuştu, öyle akılcı örnekler verdi ki vallahi kendi adıma utandım. Futbol Federasyonu başkanı aramızda olsa derhal ‘Gel Hocam Milli Takım senin’ diye teklif yapardı.
‘-Kokain içen adamı baş tacı ettiniz, takla atıyorum diye beni aforoz ettiniz. Tercih sizin…’
Bu laf beni öldürdü…
Yerin dibine girdim…
Yılmaz’ın Köln Akademisi’nden diploması da var…
Futbolculuğu da var, hocalığı da…
Türkçesi de var, Almancası da…
Hala tereddütümüz varsa!
Ayıp ama!...
İlle de yabancı deniyorsa Yılmaz Vural da şöyle diyor;
Benim Alman pasaportum da var!... İşte size yabancı hoca! Görün ama…
Pes vallahi!...
Bişr insan bu kadar mı esprili, bu kadar mı bilge, bu kadar mı hazımlı olur…
Takla atıyorsun diyoruz Yılmaz Vural’a. Vural cevaplıyor;
‘Palavra mı atsaydım… Bir cemaate üye mi olsaydım… Onlarla mı aşık atsaydım. Takla atacağıma sırtımı güç odaklarına mı yaslasaydım… Ben diplomalarıma yaslandım’ deyince…
Dayanamadım ben söz aldım;
‘-Bize uluslararası beş maç ceza aldırıp ağlatan hocamız olacağına, sahada takla atıp güldüren hocamız olsun’ dedim… Salondan alkış aldım…
Karar sizin.
‘-Futbolcuma tokat atıyormuşum. Evet attım ama baba şefkatiyle! O yere göğe sığdıramadığınız Alex Ferguson da unutmayın ki soyunma odasında Beckham gibi bir futbolcunun kafasına ayakkabı fırlattı! Ferguson olunca mübah, Vural olunca ayıp!
Etmeyin a dostlar…’
Yine yerin dibine girdim…
Bu sefer ben alkışladım…
Hep düşen takımlar bana kısmet oldu. Başardım… Mal meydanda. Antalya’da 39 puanla düştük. O bir talihsizlikti…
Kasımpaşa’yı puansız aldım. İlk beş hafta 1 puan alabildik sonraki 8 hafta; 4 galibiyet 4 beraberlik…
Trabzon’u yendik, Real Madrid gelse ezer geçeriz dedim. Fener maçı var dediler; yeneriz dedim, onu da yendik!
Nasıl oluyor bunlar?
Takımım Kasımpaşa ama o da 89 yıllık bir takım. Buldu hocasını kendine geldi…
Kemerburgaz’da 89 seneliğine arazi kiralandı. Projelendiriliyor. Sahalar, alt yapı tesisleri…
Mükemmel bir iş başardı Kasımpaşa…
Sayın Kadir Topbaş şimdiki stadı yıkalım alışveriş merkezi yapalım dedi… 50 dönümlük arazi. Malum orası bayır! Üstüne de stat yapalım dedi. Monaco Stadı gibi…
Kasımpaşa’nın 1 kuruş vergi borcu yok. Ama az para veriyoruz. Mali denge sağlanmış…
İddialıysan her şey olur.
Ben hayatım boyunca pes etmedim.
Kendime güvenim tam.
Düşünün bir de milli imkanları bana verilirse neler olur……
Bir futbolcunun maçtan sonra adalesi ağrıyacağına beyni ağrımalı!
Düşünceden…
Futbolcu dediğin maçta en az seksen dakika düşünmeli. Beynini kullanmalı.
Adem Koçak’ı hırpaladım.
Neden?
‘-Devre arasında soyunma odasında sarıldım; ‘arkadaşlar Adem hırslı çocuktur, onu dinleyin, ona ayak uydurun, sonra döndüm Adem’e; oğlum aman dikkat bizim için hayati bir maç aman kart görme… Lütfen!... Tamam hocam dedi…’
İkinci yarıya çıktık, maç başlayacak, kulübeye gittim, oturacağım yeri sildim, daha popomu koltuğa koymadan bir döndüm, Adem ve bir arkadaşı kırmız kartla oyun dışı!... Kaldık 9 kişi… Daha 46. dakika dolmamış!... Beynimden aşağı kaynar sular indi… İki dakika önce içerde insanca söyledim anlamadı. Hayvani duygularım kabardı, tokadı hak etti!
Devam ediyor Yılmaz Vural konuşmasına…
‘-Beykoz’u satın alalım dedik… Borç var öde’ dediler…
100 yıllık takımın sahası bile yok bu parayı talep etmeyin, çalışalım kulübü uçuralım, dedim.
Iıh dediler, olmadı!
Koca bir kara delik vardı, ödemek mümkün değil…
Olmadı…
Türk antrenöre büyük kulüp vermediler ki…
Hocalık her yerde aynı ama ne hikmettir bizde yabancılar prim yapıyor.
Deveye hendek atlatmıyoruz ki… Kuralları var hocalığın. Ben de bunun okulunu okumuşum… Onun için emsallerimden az da olsa farklıyım.
Çıktım, Milli Takım’a talibim dedim;
Kendi içimden tepki aldım…
Yerli hocalar bana kızdı;
Böyle fırlamamalıymışım, oturup karar almalıymışız…
Oysa ben 25 senedir bu işin içindeyim, hiç oturup karar aldığımızı görmedim…
Ancak;
Bana bıçak da çektiler falanca kulübü çalıştırırken…
Bırakın bıçağı;
Silah çeken yöneticiler de oldu! Şükür ki şimdi yok!
Bir zamanlar Antalya’dan önce Kızılcahamam modaydı…
Bütün takımlar oraya giderdik. Devre arası çalışmaya…
Bir gün Rıdvan Dilmen de orada bir takımın hocası. Ben de Denizli’yi çalıştırıyorum…
Kızılcahamam’da
Anadolu’nun her bir yanından gelen otobüsler duruyor ve her otobüsün şoförü ‘nasılsın hocam’ diye bana geliyor. Her otobüsün şoförünü tanıyorum…
Bütün illerde çalışmışım ve kendimi sevdirmişim…
40 tane otobüs var… Rıdvan dayanamadı…
‘-Hocam, senin otobüs bu, yanlış binme sakın’ diye beni uyardı…
Yalakalık yapmadım!
Bir kere Beşiktaş istedi olmadı,
Hagi dönemi Ergun Gürsoy, hazırlan Galatasaray’a geliyorsun dedi, son anda bozuldu yine olmadı…
Melih Aşık döneminde bir kere Ali Şen döneminde bir kere Fenerbahçe’nin eşiğinden döndüm. Ali Şen bile cesaret edemedi. Son anda o da kıvırdı.
O sırada Mehmet Ali Yılmaz çağırdı Trabzon’a gittim.
Geldik bu güne…
Talihsizliğim şu;
Kritik ettiklerim şimdi beni seçecek olanlar…
Seçerler mi ki…
Taraf olmazsan bertaraf olursun dediler.
Ben hep akıl ve çalışma tarafında oldum. Kayığa binmedim.
Ama Milli Takım’a resmen talibim.
Dayanamadım yine sordum;
Yurt dışına ihraç ettiğimiz hocamız yok. Bir tek Fatih Terim var o da tutunamadı, geldi dedim.
Sonra ekledim;
Yılmaz Vural yurt dışında hocalık yapmadı ama yurt dışından Almancası, Köln Spor Akademisi’nden diplomasıyla geldi yurda neden yüzüne bakmıyorlar?
Sustu Yılmaz…
Konuşmadı!
Ben kendi adıma utandım!
Yabancı taraftarı olan ben, onun futbol üzerine konuşmalarını, kıvrak zekasını esprili biçimde kullanmasını gördüm ve Yılmaz Vural dedim…
Evet, Vural Milli Takım’a hoca olsun.
Ne kaybederiz?
Afrika 2010’u en baba hocayla kaybettik bile…
Daha berteri mi var?
(TSYD toplantısında çok şeyler vardı… Daha hakemleri, hocaları yazacağım!
Ancak;
Ne yazık ki her gün medyaya tepki yollayan anlı şanlı başkanlardan koca TSYD toplantısına bir çiçek yollayan bir tek başkan dahi yoktu!
Telgrafla, maille bile başarılar dilemediler!
Ayıp ama…)
Osman Tanburacı/Sporx









