• BIST 77.646
  • Altın 602,56
  • Dolar 2,2390
  • Euro 2,8495

    Gelin kaynanasına bakmak zorunda mı?

    Gelin kaynanasına bakmak zorunda mı?
    Müminin kalbinin sonsuz iklimlerine açılıp hakiki imana doğru kanatlanması iman-amel bütünlüğüyle mümkündür.
    Bu yüzden mümin, inandığı istikamette yaşamalı ve ayrıca yapacağı ibadetleriyle de inancını desteklemeli...

    Ali İhsan ER'in yazısı...


    İman, ibadete devamla, iyiliği emir, kötülükten sakındırmakla güçlendirilir. Yani dinimizin temel esasları adına ne varsa, hepsi imanın sağından solundan, önünden arkasından birer payanda mahiyetindedirler. Bu yönüyle ibadet ve itaat, "Allah’a inandım" diyen insanların, O’nun önünde bel kırıp boyun bükmelerini ifade eder. Zira inanan bir insan, yaptığı ibadetü taatle ancak Allah’la münasebetini ortaya koymuş, O’na gerçekten inandığını ispat etmiş olur.

    İbadetler, kul ile Allah arasındaki münasebetinin kopmaz ipleridir. İnsan, bu ipleri sağlamlaştırdığı nispette, ruhî yönüyle gelişmiş, melekiyet durumunu inkişaf ettirmiş olur ki, kulluğun gerçek manası da budur. Bu bağın, bir hayat boyu devam ettirilmesi gerekmektedir. Bundan dolayı Efendimiz: "İbadetlerin en faziletlisi, az da olsa devamlı olanıdır." (Buhari, Libas, 43) buyurmuşlardır.

    ALIŞKANLIK HALİNE GELMELİ


    Kalp ve ruhun uluhiyet alemiyle münasebeti ancak ibadetle gelişir. Rabb’le münasebetin gelişmesi, bu mevzuda o azaların işletilmesine bağlıdır. Nasıl ki el ve ayakla yapılan hareketler, o istikamette el ve ayağın bir kısım şeylere alışkanlığını temin eder; öyle de ruh ve kalp, ibadetlerle bir kısım meselelere karşı yatkınlık kazanır, onlardan bir korku duymaz ve bedende bir yılgınlık hasıl olmaz. Ne uykunun ağırlığı ne yemeğin lezzeti ne de hayatta başka zevkler, ibadete engel teşkil etmez.

    Bu vesileyle diyebiliriz ki, nasıl inançsızlık, bir bakıma alışkanlıklardan ibaretse, Allah’a kulluk da alışkanlıklardan ibarettir. İnsan, çoğu zaman uyanık bir şuurla Rabb’e kulluk yapma imkanını elde edemez. Fakat kalp ve ruhta kazanılan alışkanlıklar, kulun Allah’la münasebetinde meydana gelebilecek boşlukları rahatlıkla atlatmasını sağlar. Mesela, sabahın erken saatinde kalkıp soğuk su ile abdest almak, yumuşacık bir yatakta istirahat etmekten nefsin daha ağırına gider.

    Ama insan, kazandığı alışkanlıklarla, bütün bu zorlukları aşar ve kalkıp namazını eda eder, dolayısıyla Rabb’le irtibatında bir boşluğa meydan vermez. Bir başka zaman ise ruh ve kalp, Cenab-ı Hak’tan gelen meltemlerle ibadetleri duyma ve doyma içindedir, dudakta bin tebessüm gizli halde onları eda eder...

    RUHUN GELİŞMESİ NE DEMEK?

    İnsan, fıtratında hem hayvanattan, hem de melekiyetten manalar taşır. Bu ulvî mananın kazanılması, ancak ibadete ağırlık verilip, hayvani yönün köreltilmesiyle mümkündür. İbadetler, organlarla tekrar edilip içte duyulduğu nispette melekiyet açığa çıkar ve insan kazandığı derecelerle yükselir. Diğer taraftan, Allah’tan uzak ve dünyaya bağlanıp kalma nispeti içinde eda edilen ibadetler, bir kısım formülleri icra etmeden ibaret kalır. Neticede ise Allah’la münasebet geliştirilmemiş ve insanın bu yanı güdük kalmış olur.

    Kimin ruh ve iç alemine yönelik bir gayreti varsa, onun için bir inkişaf söz konusudur. Yani kim bedenin zevklerini bir kenara itip ruhi gelişimine önem verirse yükselir. Bu bir Hindu, Brahman, Hristiyan mistiği ya da başka biri olabilir, fark etmez. O, günlerce yemeden-içmeden durabilir, aylarca şehevî duyguları aklına gelmeyebilir. Ama bir müminin bunu yapışıyla, bir Hristiyanın ya da bir Budist’in yapışı arasında matlup (istenilen şey) itibarıyla bir fark vardır. Mümin, yaptığı her hareketinde bir mesafe alma yolunda, diğeri ise, yerinde sayma ya da zıplayıp tekrar düşme durumundadır.

    BİR GELİN KAYINVAKİDESİNE BAKMAK ZORUNDA MI?

    SORU:
    "Hocam, bir evde bakıma muhtaç bir kayınvalide var. Koca, hanımına, "Ben evin kazanç işleri ile meşgul oluyorum. Senin, anneme bakman Allah’ın emri" diyor. Erkek bunu söyleyebilir mi? Kadın da cevap olarak, "Ben çocuklara bakmakla yükümlüyüm. Anne ve babana bakmakla Allah beni mükellef tutmuyor" diyor. Kadın, bu ifadesinde haklı mıdır?"

    Rumuz: Dertli

    Kıymetli okur, öncelikle kural olarak şunu ifade edelim: Dinimizde annebaba belli bir yaşa kadar evlatlarına bakmak mecburiyetinde olduğu gibi, himayeye muhtaç oldukları zaman da evlatları onlara bakmak mecburiyetindedir ki, bu, İslam’da yerine getirilmesi gereken yükümlülüklerdendir. Bakmadığı zaman Allah indinde mesul olur. Ya bakacak veya baktıracaktır. Binaenaleyh, bu mesele bir yönüyle ev siyasetine bağlı bir konudur. Anne ve babaya bakmak, evladın vazifesidir.

    Cenab-ı Hak geline, kayınpeder ve kayınvalidesine bakma emrini vermemiştir. Kur’an’da ve sünnette böyle bir emir yoktur. Esasen bu -tekrar edecek olursak- sadece ev siyaseti ile alâkalı bir husustur. Hanım hoşnut edilirse, kayınvalide ve kayınpederine bakar. Nitekim toplumumuzun değişik kesimlerinde sanki kendi anne ve babasına bakıyormuş gibi eşinin anne ve babasının her şeyine bakan gelinler vardır.

    Ev siyaseti iyi uygulanır, evde hırgür olmazsa, bunlar bir problem olarak ortaya çıkmaz. İki taraf da birbirlerinin arzularını meşru dairede yerine getirmeli ve bunların meydana çıkmasına imkân vermemelidir.

    BİRAZ ANLAYIŞ VE HOŞGÖRÜ


     Gelin, "Ben, çocuklarına bakmakla mükellefim. Annene ve babana bakmayı Allah bana emretmedi; bununla mükellef değilim" derken tabiri caizse kitaba göre doğru, ev siyasetine göre yanlış bir şey söylemiştir. Bunun için, kadınla erkeğin evde karşılıklı anlaşması, hatta gerekirse bir mukavele imzalamaları lazımdır. Muhabbetin ve aile münasebetlerinin ayrı bir sınırı, kadın erkek ikilisinin tek bir bütün olarak birlik kurmalarının da ayrı bir siyaseti vardır.

    Kadın "Senin anne ve babana bakmakla mükellef değilim." derken, ev siyasetine göre yanlış bir şey yapıyor. Böyle diyen bir kadın evde kocasına karşı huzursuzluk çıkarır ve o evde uyum ve birlik olmaz. Gelin diretiyor ve kaynanasına hizmet etmiyorsa, erkek kendisini sorumluluktan kurtarmak için bir hizmetçi veya ebeveyninin bakım ve görümüyle meşgul olacak birini bulmalıdır.

    Bunun orta yolu, erkeğin bir şekilde hanımının gönlünü alarak onu ikna etmesidir. Hanım da dinin bu konuda zorlayıcı bir emri olmamasını kullanarak böyle hayırlı bir işten uzak durmamalıdır.

    BU DÜNYAYA GÖNDERİLİŞ AMACIM NE?

    Günümüzde öz eleştiri dedikleri nefis muhasebesi aslında insanın bulunduğu noktayı belirlemesi açısından çok önemlidir. Bugün, "Ben nereden geldim? Bu dünyaya gönderiliş amacım ne? Şimdi ne yapıyorum? Nereye gidiyorum?" sorularını kendimize sorarak tefekkür iklimine açılabilir, durumumuz hakkında bir değerlendirme yapabiliriz.

    BU HAFTA NE OKUYALIM?

    Namaz ve oruçla alakalı aklınızda bir soru kalmasın...

    Malumunuz Ramazan yaklaşıyor. Ramazan vesilesiyle yoğun bir ibadet mevsimine adım atmış olacağız. Dolayısıyla en fazla oruç ve namazla alakalı bilgilere ihtiyacımız olacak. Bu konuda Fatih Çimen’in yazdığı oruç ve namaz cep ilmihalleri imdadımıza yetişiyor. Kitaplarda oruç ve namaza dair akla gelebilecek yüzlerce sorunun cevabı kısa, pratik ve anlaşılır bir şekilde veriliyor.
    Diğer Haberler
    Tüm Hakları Saklıdır © 2008 Haber Form | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : (0212) 621 73 14 | Haber Yazılımı: CM Bilişim