• BIST 80.313
  • Altın 598,56
  • Dolar 2,1595
  • Euro 2,8455

    Hülya Avşar'ın Kürt adı ne?

    Hülya Avşarın Kürt adı ne?
    Anne tarafında Giritlilik, Yörüklük, babası koyu Kürt... Hülya Avşar kendini melez olarak görüyor!


    Milliyet Gazetesi'nden Devrim Sevimay, kendisi de Kürt bir aileden gelen Hülya Avşar'la Kürt Açılımı üzerine samimi bir sohbet gerçekleştirdi. Avşar, ailesiyle ilgili bilinmeyenleri açık yüreklilikle anlattı. İşte o yazı:

    Hülya Avşar kendisini melez olarak görüyor. Bu durumu da şöyle anlatıyor:?“Anne tarafımda Giritlilik var, Yörüklük var. Baba tarafım çok asırlar önce Kayseri Pınarbaşı'ndan göçen bir Türkmen aşireti...”

    Babasının ailesi göç ettikleri yerde Kürtlerle karışmış sonunda da iyice Kürtleşmişler. Avşar, “Yani böyle karman çorman bir aileyiz biz.?Daha doğrusu tam bir Anadolu'yuz. Ve bu da benim çok hoşuma gidiyor” diyor...

    Dört yıl önce Erbil'de bir akşam yemeği sonrası kahve sohbetindeydik. Karşımızda Mesud Barzani'nin kardeşlerinden Sedat Barzani, onun yanında da Dış İlişkiler Sorumlusu Sefin Dizai vardı. Bir nezaket sohbetiydi, ama arada ABD-Irak-Türkiye de konuşuyorduk. Her nasıl olduysa o konuşmada birden “sizin taraf”, “bizim taraf” kelimeleri fazla geçmeye başladı ve biz kardeş Barzani'yle çok hafif de olsa gerildik. Durumu fark eden Dizai hemen söze girdi:
    - Bizim kız nasıl?
    - Bizim kız?..
    - Hülya Avşar tabii ki... İyi bakıyor musunuz? Eşi onu üzüyor mu?
    Tabii birden hava dağıldı, hep beraber gülümsedik. “Bizim” dediği kız, aynı zamanda “bizim” de kızdı çünkü ve Türkiye'de Kürtlerle Türklerin “biz” olmasına ilişkin en sıcak örneklerden biriydi. O kadar ki, işte Iraklı bir Kürt siyasetçi bile o “biz”in içinde kendine bir yer buluyordu.
    Bu hikâye, buradan kilometrelerce ötede aklımızın bir köşesine yazıldığından beri Hülya Avşar'la Kürtleri konuşmaya niyetliydik; ama kısmet demokratik açılımaymış.

    Doğrusu önce ikna etmesi çok kolay olmadı Avşar'ı. Hem bir açılım furyasına takılıp gidiyor görünmekten hem de bu kadar önemli bir meselenin içini tam dolduramamaktan çekiniyordu.

    Biz ise açılımı ikinci plana atıp, ondan öncelikle kendisini anlatmasını istiyorduk. Kimin taraf-kimin muhatap olacağının, kimlerin hesaba katılıp-kimlerin katılmayacağının karıştığı bir ortamda, bu ülkenin annesi Türk-babası Kürt (veya tersi) milyonlarca çocuğundan biri ve tabii sonuçta bir Hülya Avşar olarak neler anlatacağını merak ediyorduk.

    Avşar, geçen salı günü Ali Eyüboğlu'nun da yardımıyla önerimizi kabul etti. Ve iyi ki de etti. Karşımıza tam tahmin ettiğimiz gibi bu kocaman meselenin bütün küçük hikâyelerini barındıran bir Türk-Kürt ailesi çıktı. Şimdi kim hangi açılımı yapmaya ya da kim hangi açılıma karşı çıkmaya kendini yetkili görüyorsa zemini tutan bu on binlerce aileyi de hesaba katsın deriz. İşte onlardan Türk Emral Bozkır'la Kürt Celâl Avşar'ın ailesi ve ailenin büyük kızı olarak Hülya Avşar'ın izlenimleri:

    ŞARK ÇIBANIYLA TANIŞMA
    Türk mü Kürt mü olduğunuzu ilk ne zaman fark etmeye başladınız?
    11-12 yaşlarındaydım. Ankara-Özveren sokaktaki evimizde... Aynada birden yüzümdeki şark çıbanı dikkatimi çekti. Gidip hemen anneme sordum, “Küçükken su çiçeği oldum da, bu onun mu yarası anne?” Annem dedi ki, “Hayır, onun adı şark çıbanı.” “Ne demek şark çıbanı?” dedim. Şimdi tam hatırlamıyorum, ama bir tür sinek gibi bir şey dedi; o yörede yaşayan çoğu insanda bu şark çıbanı olurmuş.

    O YÖRE? 
    Kars-Ardahan; daha doğrusu Hasköy. Ben altı aylıkken annemle babam bir süre babamın memleketinde yaşamışlar ve şark çıbanı da gelip bir şekilde beni orada bulmuş. Bu hikâyeyi dinledikten sonra “o yöre” yavaş yavaş benim merakımı cezbetmeye başladı. Anlatılan her hikâyede “orası” benim daha fazla dikkatimi çekiyordu. Sonunda artık soruşturur olmuştum. Niye dedemin adı Apo; babaannemin Daduk? Niye babaannem beni hep Malakan (Sarışın) diye çağırıyor? Kardeşimin adı Leyla, ama niye Mışki de diyorlar veya babamın adı Celâl, ama niye “Ello” diye de sesleniyorlar?

    ACABA BU FARK ETTİKLERİNİZ HOŞUNUZA GİDİYOR MUYDU, YOKSA BİRAZ RAHATSIZ MI OLUYORDUNUZ? 
    Tam aksine, hikâyeler hoşuma gittikçe daha da fark eder oluyordum her şeyi. Amcamlar, halamlar birkaç apartman aşağıda oturuyordu ve evdeki bu bütün hava bana çok eğlenceli geliyordu.

    HEP Mİ EĞLENCELİYDİ PEKİ?
    Hayır, hep değil. Mesela bu bahsi okulda, sokakta uzun bir zaman kimseye diyemedim. Korkuyordum. Anlatmamam gerektiğini hissediyordum. Çünkü benim babam o dönem bankacıydı ve Kürt olduğu için hep problemler yaşıyordu, bir şubeden başkasına gönderiliyordu. Ben de bunları zaman zaman duyuyordum.

    "BAŞHEKİM AMCAMI SÜRDÜLER"
    Hatta bir gün babam çok sinirlenerek eve gelmişti. Otobüste Kürtçe konuştu diye oradaki bir yolcuyla mı ne, birbirlerine giriyorlar, otobüs duruyor; babam ve o yolcu indiriliyor. Babam o hırsla eve gelip anlatmıştı bize. O kadar sinirliydi ki...

    Sonra yine mesela amcam Fevzi Avşar, Ankara'da bir hastanede başhekimdi. Onu da bu Kürtçülükten dolayı bir yerlere sürdüler. Bu arada hala kızlarım, amca çocuklarım hep Kürtçe konuşurlardı ve aksi bir durumu hep reddederlerdi, hep bir şekilde yumruklarını masaya vururlardı. Sürekli okuyan, sürekli tartışan insanlardı.

    YA SİZ? 
    Ben onlar gibi değildim. Babam bu meselelere üzülünce ben de çok üzülürdüm, ama her şeyi daha kenardan izlerdim.

    ANNENİZ TÜRK OLDUĞU İÇİN OLABİLİR Mİ? 
    Kesinlikle. Bir kere evde başka kültürde biriyle daha yaşıyor olmak beni yumuşatıyor, daha orta bir noktaya çekiyordu. İkincisi, ben Ankara'da büyüdüm, ama kuzenlerim neredeyse liseyi bitirene kadar Hasköy'deydi. Dolayısıyla onların her şeyi benden daha yoğun yaşıyor olmaları normaldi.

    PEKİ HİÇ AİLE İÇİNDE DIŞLANDIĞINIZI, ANNENİZ TÜRK OLDUĞU İÇİN "SEN BİZİ ANLAMAZSIN" HAVASINI HİSSETTİNİZ Mİ?
    Hayır, hep çok sevdiler, hep arkamda oldular. Bir de benim babam çok dominanttı bu konuda. Yani aslında kendisi de uçtu, ama o uç noktalarını hep bizden saklardı. Özellikle şimdi şimdi fark ediyorum ki bizimle ilgili birçok şeye çok dikkat etmiş.

    UÇLUKTAN KASIT?
    Koyu Kürttü. Yapılan hiçbir haksızlığı affetmiyordu. Taraftı yani. Yeğenlerini, ailedeki politik durumları, hepsini anlayışla karşılıyordu. Belki bıraksalar o da peşlerinden gidecek gibiydi.

    NEREYE GİDECEK GİBİYDİ? 
    Benim ailem işin hep politik kısmındaydı. Onların amacı bir gün bu ülkenin başbakanının ağzından “Gelin dost olalım, ahbap olalım, kimse kimsenin canını yakmasın”ı duymaktı. Bütün gayretleri bugünler içindi. Yani son derece medeniceydi düşündükleri, ama içlerinde çok uçları da olabilir, sonuçta biz siyasi açıdan kozmopolit bir aileyiz.

    MESELA HİÇ DAĞA ÇIKIP, BİR BAKIP, SONRA İNENİ OLMUŞ MUDUR? Bizimki kadar büyük bir sülale için çok zor bir cevap bu; bilmiyorum.

    KEŞKE BİZİMKİLER "BARIŞ" CÜMLESİNİ ASIRLAR ÖNCE KEŞFETSEYDİ



    BU TÜRKLÜK, KÜRTLÜK MEVZULARI KONUŞULURKEN HİÇ KENDİNİZİ İKİ ARADA BİR DEREDE KALMIŞ HİSSETTİĞİNİZ OLDU MU?
    Ne zaman hissettim biliyor musunuz; şimdi. Şimdi hissediyorum kendimi iki arada bir derede. Çünkü ben bugüne kadar hiç kimseye oturup bunları anlatmadım. Hayatımda çok yakınım olan biri iki kişi dışında ilk kez bu kadar anlatıyorum.

    ÇÜNKÜ BUNLARI KONUŞMANIZ GEREKMEDİ
    Hiç gerekmedi, ama şimdi öyle bir konuma gelindi ki, konuşmadığım takdirde reddediyor durumuna düşmek istemiyorum, konuştuğum zaman da taraf olmak istemiyorum. Saçma sapan bir durumdayım aslında ve kendimi ilk kez böyle hissediyorum. Mesela aslında ben Kürt-Türk diye konuşmak bile istemiyorum ve bu notumu da özellikle yazmanızı rica ediyorum.

    KİM İÇİN?
    Bütün sülalem için. Bu röportajı hepsi okuyacak ve ben kendi sülalemden çok çekinirim. Bir bilseniz, ben hâlâ amcamın yanında ayak ayaküstüne atmam, hâlâ amcam oturana kadar ayakta kalırım. O yüzden konuşurken bazı şeylere dikkat etmek zorundayım, ama tabii diğer yandan bir Türk olarak milliyetçi ruhum da ağır basıyor.

    NEREDE AĞIR BASIYOR?
    Mesela yurtdışına çıktığımda. Benim pasaportumda Türk yazıyor ve ben de bir Türküm sonuçta.

    TÜRK MÜSÜNÜZ, YOKSA TÜRK ÜST KİMLİĞİNİ Mİ KABUL EDİYORSUNUZ? 
    Aslına bakarsanız bunları hiç düşünmemiştim, ama bu olayları kurcaladıkları için ben de ne olduğumu şimdi çözmeye başlıyorum. Hatta haydi gelin beraber çözelim. Gerçekten buyurun, çözelim. Ben şimdi neyim?

    TAMAM ÇÖZELİM, AMA ÖNCE İSTERSENİZ ŞUNUN YANITINI BULALIM: ACABA SİZİN ŞİMDİ BEN NEYİM DEMEK DURUMUNDA OLMANIZ İYİ BİR GELİŞME Mİ, YOKSA KÖTÜ MÜ? YANİ SİZCE İNSANLARIN ALT KİMLİKLERİNİN ÖNE ÇIKMASI İYİ Mİ OLDU; YOKSA KİMİN NE OLDUĞUNUN KONUŞULMADIĞI GÜNLER DAHA MI İYİYDİ?
    Bence üçüncü şık... Yani şu: Yine eskisi gibi kimin hangi etnik kökenden olduğunun bilinmediği, ama bunun da yasak olduğu için değil, herkes kendi halinden mutlu olduğu için konuşmaya gerek duymadığı bir ülke. Bence en ideali bu ve mutlaka sonunda o noktaya da geleceğiz.

    AMA ŞİMDİ RAHATSIZSINIZ?
    Rahatsızım tabii... O yüzden de ben kimim, bana bir isim bulun lütfen. Yani şimdi iş öyle bir noktaya geldi ki tıpkı bizim Kars-Ardahan çekişmesine benzedi. Ardahanlılar artık biz Ardahanlıyız diyor. Ama bana sorduklarında ben yıllarca Karslıyım demişim, şimdi Ardahanlıyım demeye dilim dönmüyor. Oysa aslında benim için ikisi de fark etmiyor.

    O ZAMAN ŞÖYLE YAPALIM: BUGÜNE KADAR NE DİYORDUNUZ?
    “Türküm, ama bende Kürtlük de var” diyordum.

    BUNUN KARŞILIĞI "KÜRT KÖKENLİ TÜRK" OLABİLİR, AMA BU ARADA SİZDE TÜRK KÖKEN DE VAR.
    Evet, hakikaten Türklük de var. O zaman mesela Kürt ile Türkü bir araya getirirsek nasıl olur kâğıt üzerinde... İkisinden ortak bir kelime çıkarsak...

    ONUN YERİNE ŞUNA NE DERSİNİZ; "TÜRKİYELİYİM"?
    (Yüzü asılıyor) Ne kadar itici; Türkiyeliyim... Nerede, yurtdışında söylenen bir şey mi bu? (Bir daha tekrarlıyor) “Türkiyeliyim...” I-ıh...

    PEKİ 'NE MUTLU TÜRKÜM DİYENE'DEKİ TÜRKÜM HİÇ BUGÜNE KADAR AKLINIZA TAKILDI MI; İÇİNİZDEN HİÇ 'AMA BENİM BABAM KÜRT' DEDİNİZ Mİ? 
    Demedim, çünkü o cümledeki Türkün hep bir üst kimlik olarak söylendiğini düşündüm. Ya da öyle düşünmek işime geldi, diyeyim. Okuldayken başka Kürt, Ermeni arkadaşlarım vardı, o zamanlar da bunu söylerken hiç “Aslında bize Türk ırkından olduğumuz söyletilmeye çalışılıyor” gibi algılamadık. Dediğim gibi; belki de öyle duymayı istemedik...

    AMA ŞİMDİ BU RAHATSIZLIK MESELESİ...
    Kimin hatası peki?

    SİZCE? 
    Ben bu işin tarihini çok bilmem, ama bildiğim şu: Hani “barış” denen bir kelime var ya, o kelime aslında hep sadece lügatte vardı, kafamızda hiç olmadı. Bir şey yapmak istiyorsak bunu hep ancak silahla başarabileceğimizi düşündük. Türk-Kürt dahil... Biz aslında barış kelimesini daha yeni yeni yerleştiriyoruz dilimize. Bu kadar evlat öldükten sonra... Olan o gidenlere oldu. Hepsi nur içinde yatsın, ama içim o kadar acıyor ki... Keşke bizimkiler asırlar önce keşfetseydi şu kelimeyi...

    TEREYAĞI-ZEYTİNYAĞI BİRLEŞİMİYİM 
    Şimdi dönüp baktığınızda daha ziyade bir “Türk” olarak mı yetiştirilmişsiniz yoksa bir “Kürt” olarak mı; nedir teşhisiniz?
    İkisi de değil, çünkü annem de babam da çok medeni insanlar oldukları için bizi hiç etnik ayrımcılık yaparak yetiştirmediler. Evet, Kürt kelimesi çok bildik bir kelimeydi bizim için, ama bu bir ayrımcılık anlamında kullanılmıyordu.

    Mesela bizim evde en fazla şöyle geçerdi bu konuşmalar; annem babama derdi ki, “Leyla sana benziyor, Hülya bana”. Babam derdi ki, “Hülya'nın nesi sana benziyor, gözlere baksana, asıl Kürtlerin gözü renkli olur.” Annem de yanıt verirdi, “Aman sen de koca Kürt... Size mi benzedi yani bu gözler şimdi?” Kendi aralarında böyle konuşup gülerlerdi.

    PEKİ SİZ KENDİNİZE NE DİYORDUNUZ O ZAMANLAR?
    Benim kendime ne dediğim de şöyle çıktı ortaya: Yine bizimkilerin aralarında bu tür konuşmaların olduğu bir gün ben yanlarına gittim, “Tamam sakinleşin. Kendimi bu saatten sonra bir melez olarak ilan ediyorum” dedim ve o espri öyle kaldı.

    Hakikaten hâlâ kendimi bir melez olarak görüyorum. Çünkü bakarsanız anne tarafımda Giritlik var, Yörüklük var. Baba tarafım çok asırlar önce Kayseri Pınarbaşı'ndan göçen bir Türkmen aşireti. Göç ettikleri yerde Kürtlerle karışmışlar ve sonunda da iyice Kürtleşmişler.
    Yani böyle karman çorman bir aileyiz biz. Daha doğrusu tam bir Anadolu'yuz. Ve doğrusu bu da benim çok hoşuma gidiyor, çünkü kimde iyi ne varsa onu seçip alabiliyorsun ve kendi kimliğini sen oluşturuyorsun. Etnik zenginliğin ne kadar çok olursa da seçme şansın o kadar fazla oluyor tabii.

    MESELA SİZ BABADAN NEYİ SEÇİP ALMIŞSINIZDIR?
    Bizim Kürtlerde diğer pek çok etnik kimlikte eşine az rastlanır türde bir aile bağı vardır. Bu benim direkt benimseyip kendime seçtiğim bir özelliktir. İkincisi Kürtçe şarkılar. Her gün olmasa bile en az 15 günde bir mutlaka Kürtçe dinlerim. Ve buna ihtiyaç duyarım, çünkü öyle büyüdüm. Babam evde gizli gizli -bakın dikkat edin, gizli gizli diyorum- Kürtçe doldurttuğu kasetleri dinlerdi. Tanınmamış, o yörenin ozanları diyebileceğimiz kişilerin türküleri... Onlar benim en has parçalarımdı.

    PEKİ ANNEDEN SEÇİP ALDIĞINIZ NE VAR?
    Bu yörede (Balıkesir-Ayvalık) yaşamaktan çok keyif alıyorum. Denizi çok seviyorum. Otlarını, zeytinyağını çok seviyorum. Baba tarafımda da mesela keteye bayılırım. Asla vazgeçemem halamın yaptığı tereyağlı ketelerden... Ama burada ise daha hayatımda tereyağlı bir şey yapıldığını duymadım. Pilav dahi her şey Ege'de zeytinyağıyla yapılır. Bana bakarsanız, ben hem tereyağlı kete severim, hem de evde yemekleri zeytinyağlı yaptırırım.

    İŞTE SİZ TAM "TEREYAĞI VE ZEYTİNYAĞI" BİRLEŞİMİSİNİZ DEMEK Kİ...
    Kesinlikle benim durumumun özeti budur. Ben meseleye Kürt-Türk diye etnik ayrımcılık yaparak bakmıyorum, ben bunu bir “tereyağı” ve “zeytinyağı” meselesi olarak algılıyorum. Benim için iki güzel kültürün iki güzel yanı. Ve eminim benim gibi milyonlarca böyle doğmuş, Kürt-Türk olmayı da böyle hisseden çocuk vardır Türkiye'de.

    KALP KIRMAYI, İNCİTMEYİ SEVMEZLER

    GALİBA HALA KIZLARINIZDAN YÜKSEL AVŞAR, KATILIMCI DEMOKRASİ PARTİSİ GENEL BAŞKANI ŞERAFETTİN ELÇİ'NİN YARDIMCISI?
    Evet, ama Yüksel abla çok başkadır. Çok kafalı ve hakikaten çok özel bir kadındır o.

    BU KADAR KÜRTLÜĞÜ YOĞUN BİR SÜLALENİN İÇİNDE TÜRK GELİNİ OLARAK ANNENİZ NELER YAŞAR?
    Bir kere zaten babamın ailesi Türk gelin istemeyiz, bizimkiler de (Arada sırada geçen bu “bizimkiler” sözü aslında bu söyleşinin öznesi; Avşar bu kelimeyi bazen Kürtler için kullanıyor, bazen Türkler için ve her seferinde de bunu hiç farkında olmadan yapıyor.) Kürt damat istemeyiz dediği için kaçarak evlenmek zorunda kalmışlar. Yoksa son birkaç evliliğe kadar Avşar ailesindeki tek Türk gelin benim annemdi.

    ORADA DA BAŞKA BİR MAHALLE BASKISI VAR YANİ?
    Mahalle baskısı demeyelim, ama mesela annemin yanında hep Kürtçe konuşurlardı. O kadar ki annem artık Kürtçeyi anlar hale gelmişti.

    SİZİN ANNE TARAFINIZIN BASKIN GELİP KÜRTLERE ÖFKELENDİĞİNİZ OLDU MU?
    Olmadı, ama bir tek şunu hissettim, bu da çok özel bir şeydir. Babamlar 14 kardeş ve anneme halalarım biraz kötü davranmışlar. Bu zamanında olmuş, ama annem de bunu hiçbir zaman unutmamış. İşte bu durum bana biraz şey gibi yansırdı...

    TÜRK-KÜRT MESELESİ GİBİ Mİ?
    Evet, öyle yansırdı. Yani annem Türk kızı olduğu için ona iyi davranmadıklarını düşünürdüm. O zaman da hırslanırdım tabii. (Gülüyor) Onun dışında ise hiçbir Kürdün yanında Türklüğüm incitilmedi, hiçbir refleks göstermem gereken durumla karşı karşıya bırakılmadım. Bilmiyorum, belki de annemden dolayı benim yanımda konuşmuyorlardı, kalbimi kırmamak için...

    Zaten Kürtler, özellikle Avşarlar kalben o kadar yumuşak insanlardır ki. Aralarında büyüdüğüm için söylüyorum; öyle sert göründüklerine bakmayın... Kalp kırmayı, incitmeyi sevmezler, birlikte yaşamaya saygı gösterirler. Bence şimdi tam da bunun zamanı zaten. Yani Doğu'dakilerin bu güzel özelliklerini artık daha fazla ön plana çıkarma, Batı'dakilerin de önyargılarını bırakıp aslında oradaki insanların da uyumlu, iyi insanlar olduklarını görme zamanı...

    Diğer Haberler
  • Hadise'den cevap28 Ağustos 2014 Perşembe 11:53
  • Kızım yanlış bir yola girdi28 Ağustos 2014 Perşembe 11:29
  • İspanya güzeli eşcinsel çıktı27 Ağustos 2014 Çarşamba 15:40
  • Volkan Demirel'in 'sokak köpeği' çıkışına eşi destek verdi27 Ağustos 2014 Çarşamba 12:50
  • Hande Yener'den Ahmet Kaya sürprizi27 Ağustos 2014 Çarşamba 11:42
  • Sibel Kekilli çok tatlı bir kadın27 Ağustos 2014 Çarşamba 11:35
  • Gülse Birsel'in acı günü27 Ağustos 2014 Çarşamba 11:23
  • Amirim tedavi olmazsa hapse girebilir25 Ağustos 2014 Pazartesi 15:01
  • Hollywood oyuncularından Hamas bildirisi25 Ağustos 2014 Pazartesi 12:39
  • Ice Bucket Challenge'a tepki; Su dökmek gerizekalılıktır25 Ağustos 2014 Pazartesi 12:19
  • Tüm Hakları Saklıdır © 2008 Haber Form | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : (0212) 621 73 14 | Haber Yazılımı: CM Bilişim