• BIST 80.395
  • Altın 597,42
  • Dolar 2,1585
  • Euro 2,8355

    Özal'ın hayatı, siyasi hayatı, Özal Türkiye'ye neler yaptı

    Özalın hayatı, siyasi hayatı, Özal Türkiyeye neler yaptı
    İşte Turgut Özal Hakkında bilinmeyen herşey

    Turgut Özal Kimdir?

    Turgut Özal, 13 ekim 1927’de Malatya’da doğdu. Babası Mehmed Sıddık banka memuruydu. Annesi Hafize Hanım ise ilkokul öğretmeniydi. Özal dört yaşında iken aile Bilecik’in Söğüt ilçesine taşındı. Burası, Anadolu Selçuklu Sultanı Alaaddin’ Keykubat’ın Ertuğrul Bey’e yurtluk olarak verdiği, sonra da Ertuğrul Bey’in oğlu Osman Bey’in Osmanlı Devleti’nin temelini attığı yerdir. Yetiştiği bu çevre, Turgut Özal’ın kişiliğinin oluşumunda temel rol oynayacaktır.

    Bir dönem sonra Silifke'ye taşındıktan sonra, pilot olmayı isteyen Özal eşeğin üzerinden düşerek kolundan sakatlandı. Bu kaza sonucu bir kolu biraz daha kısa kalmış ve pilotluk hevesi de suya düşmüştü.

    Mehmed Sıddık Bey’in görevi nedeniyle aile sık sık il değiştirir. Nitekim Özal bu arada orta okulu da Mardin’de bitirir. Ama Mardin’de lise yoktur. Annesi Hafize Hanım, oğlunun ya Konya Lisesi’nde ya da Kabataş Lisesi’ni okumasını arzu etmektedir. Her iki okul da paralıdır. Özal’ın paralı yatılı okuması gerekmektedir. Böylece Özal, 25 lira daha ucuz olduğu için, Kabataş’a değil, Konya Lisesi’ne verilir. Fakat bu arada ortanca oğul Korkut da Ortaokulu bitirir. Ailenin her iki çocuğu da paralı yatılı okutmaya gücü yetmemektedir. Aile buna da bir çözüm yolu bulur. İki kardeş de dayıları Süleyman Doğan’ın Malatya’daki evlerine belli bir kira karşılığında yerleştirilir. Yeğenleri Hüsnü de yanlarında kalacaktır.

    Aile sonunda Kayseri’de tekrar buluştu. Özal liseyi Kayseri’de bitirir. Turgut Özal girdiği üç fakültenin de imtihanlarını başarır. Fakat bunların arasından İTÜ’nün Elektrik Mühendisliği’ni seçer. Burs almaya başlayınca ailesine yük olmaktan kurtulur. 1950 yılında mezun olur

    Özal’ın tahsil hayatı yokluklar arasında geçmişti. Hayata atıldıktan sonra hayır amaçlı çeşitli cemiyetlerde görev alması bu sebebe dayanıyordu. Hatta öyleki Devlet Planlama Teşkilatı’nda çalışırken, daireye uğrayan ihtiyaç sahibi bir fakire verecek bir şey bulamayınca üzerindeki elbiseleri çıkarıp vermişti.

    Üniversite yıllarında gençlik hareketlerinde de aktif rol alır. Talebe Cemiyetinde yardım kolu başkanlığı yapar. Kardeşi Korkut’la birlikte, “Anadolu’nun bağrından kopanlara İstanbul’u Tanıtma Kulübü’nü kurar. 1940’lı yılların o insan hak ve hürriyetleri açısından sıkıntılı günlerinde, Mareşal Fevzi Çakmak’ın cenazesinin İslâmi usullere göre gömülmesi ve vatandaşın omuzlarında taşınması konusunda aktif rol oynar.

     Aile Hayatı

    Turgut Özal, 1952 yılına kadar kısa süreli bir evlilik yapar. Bu evlilikten sonra çalıştığı kurum Elektrik İşletmesi Etüd İdaresi'nde daktilocu olarak görev yapan Semra Özal ile evlendi. Bu evlilikten Ahmet, Zeynep ve Efe adlı üç çocuk sahibi oldu.

    Kariyeri
    Evlendikten sonra, Amerika'ya gider. Burada Özal ekonomi branşında eğitim alır.
    Geri döndüğünde EİEİ Genel Müdür Yardımcısı (ya da Genel Direktör Teknik Müşaviri; kayıtlar arasında ikilem mevcut) olur ve Türkiye'de elektrifikasyon üzerine projelerde çalışır.
    1958 yılında Planlama Komisyonu'nda sekreterya görevini yaptıktan sonra 1959 Devlet Su İşleri Genel Müdürü 9. Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel de, bu dönem içerisinde yedek subay öğrencisi olarak aynı kurumda çalışır. ANAP kayıtlarına göz gezdirecek olursak, Özal'ın ona komutanlık ve öğretmenlik yaptığını görebiliriz. Askerliği sonrasında Devlet Planlama Teşkilatı'nın kuruluşunda çalıştı..
     

     1965 seçimlerinden sonra Başbakan olan Süleyman Demirel’in yanında önce danışmanı olarak görev alan Özal, daha sonra da 1967 yılında DPT Müsteşarlığı’na getirildi. DPT’de sol planlamacılar ağırlıkta olmasına rağmen, ısrarla planlamada özel girişime ağırlık verilmesi gerektiğini savundu. 12 Mart 1971 askeri darbesinden sonra DPT’daki görevinden ayrıldı ve Amerika’ya gitti. Burada 1973 yılına kadar kalyan ve Dünya Bankası Sanayi Dairesi’nde sanayi ve maden konularında özel danışmanlık görevi yapan Özal, yurda dönüşünde özel sektörde bankacılık, demirçelik, otomotiv sanayi, tekstil, gıda, döğme ve döküm alanlarında yönetici olarak çalıştı. 1977 Genel Seçimlerinde MSP’den İzmir Milletvekili adayı oldu ve seçimi az bir farkla kaybetti. Daha sonra MESS’de Sendika Başkanı olarak görev yaptı. Kasım 1979 yılında Süleyman Demirel Başkanlığında kurulan azınlık hükümetiyle tekrar devlet memurluğuna dönen Özal’a, Başbakanlık Müsteşarı ve DPT Müsteşar Vekilliği görevi verildi. Türk ekonomisinin liberalleşmesini hedefleyen 24 Ocak kararlarının hazırlanmasında aktif görev aldı.

     12 Ocak 1980 askeri darbesinden sonra kurulan Bülend Ulusu Hükümeti’nde ekonomik işlerden sorumlu Başbakan Yardımcılığı görevine getirildi. 22 ay kaldığı görevinden 14 Temmuz 1982 yýlýnda istifa etti 20 Mayıs 1983’te Anavatan Partisi’ni kuran Özal 12 Eylül sonrası yapılan ilk serbest genel seçimlerde 6 Kasım 1983’de 211 milletvekili çıkararak toplam 400 kiþiden oluşan parlamentoda çoğunluğu sağladı ve iktidar oldu.

     Milli Güvenli Konseyi, seçimin Milliyetçi Demokrasi Partisi tarafından kazanılmasını ve Halkçı Parti’nin de ana muhalefet partisi olmasını arzu ediyordu. Özal’ın seçimleri kazanması sürpriz oldu. Kenan Evren Hükümeti kurma vazifesini Özal’a vermekte biraz tereddüt gösterdi ve Hükümeti de ancak 13 Aralık 1983’te onayladı. Birinci Özal Hükümeti 24 Aralık’ta güvenoyu aldı. İdari ve mali alanda devrim sayılacak kararlara imzasını attı ve ilk yapılan yerel seçimlerde de ezici bir üstünlük sağladı. 1984 yılı Mart’ında yerel yönetimlerde de iktidar oldu.

     13 Nisan 1985’te yapılan ilk büyük kongrede tekrar genel başkanlığa seçilen Özal, 1987 yılında yapılan genel seçimlerde de 292 milletvekili çıkararak TBMM’de çoğunluğu sağladı. İkinci Özal Hükümeti 21 Aralık 1987 de açıklandı ve bu hükümet Türkiye Cumhuriyeti’nin 47. Hükümeti oldu.

     18 Haziran 1988’de yapılan Anavatan Partisi 2. Olağan Kongresi sırasında Özal’a suikast girişiminde bulunuldu ve elinden yaralandı. Özal aynı gün takrar oy birliğiyle genel başkanlığa seçildi.

     31 Ekim 1989’de Kenan Evren’den boşalan Cumhurbaşkanlığı makamına seçildi ve Türkiye Cumhuriyeti’nin 8. Cumhurbaşkanı olarak 9 Kasım 1989’da göreve başladı.

     Herkes Özal’ın laik bir ülkenin cumhurbaşkanı olarak cuma namazına gidip gitmeyeceğini merakla bekliyordu. Fakat o her zamanki gibi rahat ve tabulara meyden okuyan tavrıyla Ankara Kocatepe Camii’ne gitti ve cuma namazını kıldı. O gün Kocatepe’de izdiham yaşandı ve halk sevincinden gözyaşlarına boğuldu.

     Türkiye’nin bölgesinde etkin rol oynamısını isteyen Özal, Balkanlara ve hemen peşinden Orta Asya’ya yaptığı o uzun ve yorucu seyahatlerden sonra döndüğü o çok sevdiği vatanında, 17 Nisan 1993’te vefat etti.

     Cumhurbaşkanı seçildiğinin ertesi günü sevinç gözyaşlarıyla kendisini Kocatepe Camii’nde karşılayan halk, bu kez onu ayrılık gözyaşlarıyla aynı yerden uğurladı.

     “Öldükten sonra beni İstanbul’a defnedin, kıyamete kadar Fatih Sultan Mehmed’in manevi ruhaniyeti altında bulunmak istiyorum” şeklindeki vasiyetine uyularak Adnan Menderes’in de bulunduğu yere defnedildi.

     Halen kabri, çok sayıda vatandaş tarafından ziyaret edilmektedir.

     Özal’ın Vizyonu

     1 Kasım 1983 günü yaptığı televizyon konuşmasında şöyle demektedir:

     “6 Kasım 1983 Pazar günü Allah’ın izniyle sandık başına gideceğiz. Genel seçimler yapılacak. Milletçe aldığımız nice dersten ve üç yıllık bir aradan sonra memlekette yeniden siyasi hayat başlayacak.

     ANAP programını hazırlarken şu üç noktaya önem verdik.

     Bunlar nedir?

     Bir tanesi, bizim milliyetçi muhafazakâr bir parti oluşumuzdur. Yani biz, eğitim ve kültür meselelerimizde örf ve adetlere, ananelere bağlılığımızı ifade etmişizdir. Milli ve manevi değerlere saygılıyızdır. Bunların yücelmesini isteyen partiyizdir. Onun için bize milliyetçi-muhafazakâr bir parti denilebilir ve inanıyoruz ki Türkiye/de halkımızın yüzde 90′ı da bu kanaattedir.

     Bir tanesi, bizim milliyetçi-muhafazakâr bir parti oluşumuzdur. Yani biz, eğitim ve kültür meselelerimizde örf ve adetlere, ananelere bağlılığımızı ifade etmişizdir. Milli ve manevi değerlere saygılıyızdır. Bunların yücelmesini isteyen partiyizdir. Onun için bize milliyetçi-muhafazakâr bir parti denilebilir ve inanıyoruz ki Türkiye/de halkımızın yüzde 90′ı da bu kanaattedir.
    İkinci görüşümüz, iktisadi görüşümüzdür. Biz memlekette iktisadi sistemin serbest rekabet düzeni olmasını ve vatandaşın teşebbüsünün desteklenmesini istiyoruz.

     Üçüncü tarafımız, sosyal adaletçiliğimizdir. Biz bu memlekette vaktiyle sosyal adaletçi geçinen partiler gibi değiliz. Bizim sosyal adaletçiliğimiz hayalci değildir. Biz akılcı sosyal adaletçiyiz. Bu memleketin gerçeklerini biliyoruz. Sosyal meseleleri halletmenin yolunun iktisadi meseleleri halletmekten geçtiğini de biliyoruz. İktisadi gücü olmayan hiçbir memleket sosyal meselelerini halledememiştir.”
    Siyasete neden atıldığını, neden parti kurmaya karar verdiği sorularını şu şekilde cevaplandırır:

     1960′tan beri devlet gemisinin kaptan köşkünde pek çok birleştirmenin siyaset sosyolojisine ve eşyanın doğasına aykırı olduğunu öne sürenlerin yoğun eleştirilerine rağmen, Özal, bu amacını gerçekleştirir. ANAP, dört eğilim için bir kavşak noktası olur.

     Köklü reformlar yapmak, tabuları yıkmak ve büyük değişimi gerçekleştirmek için toplumsal destek şarttır.

     Çok değişik düşünce odaklarının oluştuğu ve bunların uzlaşmasının çok güç olduğu bir ortamda, böyle bir toplumsal destek nasıl sağlanacaktır? Aşırı düşünce çatışmasından, uzlaşmış bir barış toplumu çıkararak… Farklı eğilimleri bir araya getirerek ve harika bir siyasal mozaik yaratarak…

    Özal, işte bunu başaracaktır. Siyasal yıpranmayı, siyaset sosyolojisinin kurallarını sarsmayı, eşyanın doğasına aykırı bir olayı gerçekleştirmeyi ve “pay kaptırmamak” için adeta can havliyle yapılan saldırıları göze alarak, göğüsleyerek… İkna ile hoşgörü ile sevgi ile… İşte, “1983 ruhu” dedikleri budur.

     “1983 ruhu”

     1980 öncesinde birbirine kurşun sıkanlar, birbirini can düşmanı görenler, bu sevgi ve barış kavşağında buluşarak, ellerini dostça ve hoşgörüyle birbirine uzatırlar. O dost eller, Özal’ın kişiliğinde, iki elin baş üstünde birleşmesiyle “ANAP Selamı”na dönüşür. Ellerin baş üstünde birleştiği yer, sevgi ve hoşgörünün kavşak noktasıdır.

     Turgut Sunalp’ın Milliyetçi Demokrasi Partisi’nin, Necdet Calp’ın Halkçı Partisi’nin ve Turgut Özal’ın Anavatan Partisi’nin 6 Kasım seçimlerine girmeleri kesinleşir.

     Seçim propagandası bütün hızıyla sürerken, 4 Kasım 1983 günü, herkesi şok eden bir olay olur.

     Cumhurbaşkanı Kenan Evren, televizyonda zehir zemberek bir konuşma yapmakta ve açıkça Özal’ı hedef almaktadır :

     “Geleceğin iktidarına talip olan yeni partilerimiz birçok tatlı vaatlerde bulundular. 1980-1981 yılları arasında ekonomik durumun düzelmesini kendilerine mal edenleri, ekonominin tabii kanunlarını bu memlekette kendisinin bildiğini söyleyenleri, bilgi, beceri ve işbirlik vasıflarının Allah tarafından yalnız kendilerine verildiğini büyük bir gururla her gün çekinmeden ifade edenleri, ihracatın sihirli değneğinin yalnız kendilerinde bulunduğunu, bugüne kadar gelmiş geçmiş bütün yönetimlerin hatalı hareket ettiklerini, ancak kendilerinin hatalı olmadığını, yapılmış faydalı yatırımlarda kendi paylarının bulunduğunu, enflasyonu ancak ve ancak kendilerinin aşağı çekebileceğini, anarşi ve terörün başlıca sebebinin ekonomik kriz olduğunu, herkesi ev sahibi yapacaklarını, orta direği yalnız kendilerinin ayakta tutabileceğini ve daha birçok tatlı vaatler dinlediniz. Elbette böyle söyleyeceklerdir. Hiçbir satıcı benim malım çürük der mi? inşallah gerçekleştirirler. Ancak, üzüntü veren taraf, 12 Eylül/ den sonra yönetimde görev alıp, görevde kaldıkları sürece bütün iyi kararları kendilerinin aldığını, Ekonomik Kurul’u, Bakanlar Kurulu’nu ve Milli Güvenlik Konseyini adeta ortada yok kabul etmeleridir. 12 Eylül’ den sonra alınmış bütün kararların Milli Güvenlik Konseyi’nin tasvibinden geçtiğini, tasvip edilmeyenlerin yürürlüğe konmadığını bildikleri halde, daha iktidara gelmeden, şimdiden bu şekilde hilaf-ı hakikat beyanda bulunanların, bundan sonra ne yapabileceğini takdirinize sunmak isterim. ”

     Konuşmasına, hedefinin” genel” olduğu izlenimi vermeye çalışan, kişi veya parti adı vermeyen Evren’in, Özal ‘ı hedef aldığı açıkça bellidir.

     6 Kasım 1983, Pazar

     Türk seçmeni üç yıllık aradan sonra yeniden sandık başına gidip oy kullanabildiği için mutludur.

     Anavatan Partisi oyların yüzde 45.15′ini alarak 400 milletvekilliğinden 211 ‘ini kazanmıştır.

     ANAP’ın seçimleri kazandığı kesinleşmiştir.

     Ama Milli Güvenlik Konseyi, iktidarı ANAP’a teslim edecek midir?

     Evren’in ve Konsey’in artık yapabileceği bir şey yoktur.

     Seçimlerden tam bir  ay sonra, 7 Aralık 1983 günü, Çankaya Köşkü’ne davet edilen Özal’a hükümeti kurma görevi verilir.

     Turgut Özal artık Başbakan’dır

     Başbakan, Özal’ın işi hiç de kolay değildir.

     Bir yanda, halkın sıkıntıları ve beklentileri, çözüm bekleyen yığınla sorun… Seçim propagandası sürecinde halka verilen sözler, yapılan vaatler…

     Öte yanda, demokrasiye geçilmiş olmasına rağmen, askerlerin devam eden baskısı Çankaya’nın ve Milli Güvenlik Konseyi’nin, sivil hükümetin başında demoklesin kılıcı gibi sallanan müdahale ve engelleme ihtimali.

     Amerikan Time dergisi muhabirinin, Evren’le ilişkileri konusundaki sorusuna Özal şu cevabı verir:

     “Geçimsiz bir insan değilim, iyi huyluyumdur. Sayın Cumhurbaşkanımız da öyledir. Geçmişe değil, geleceğe bakıyoruz. Çünkü Türkiye’nin çıkarları işbirliği ve karşılıklı anlayışta yatmaktadır. ”

     Özal’ın tek amacı vardır: Bu dönemi kazasız belasız atlatmak. Cumhurbaşkanı ile sürtüşmeye girmenin partisi için iyi olmayacağının ve başlatacağı reformlarda önemli tıkanmalara sebep olacağının bilincindedir.

     Cumhurbaşkanı Evren, Başbakan Özal’ın Bakanlar Kurulu listesini 13 Aralık i 983′te onaylar ve Türkiye Cumhuriyeti’nin 45. hükümeti kurulmuş olur

     “ilk günler, ilk aylar bizim için çok önemli. Ekonomik ve sosyal reformlar ilk yıl içinde bitirilmeli. Bu sebeple işi ilk günden sıkı tutacaksınız.”

     Hükümet programı, 20 Aralık 1983 günü Meclis’te okunur. Herkes ve özellikle muhalefet hayretler içindedir. Çünkü hükümet programı diye okunan metin, noktası ve virgülüyle bile parti programının aynısıdır. Muhalefet partilerinin sözcüleri, “Böyle hükümet programı olur mu? Seçime giderken söylediklerinizi hükümet programı diye bize yutturmaya mı çalışıyorsunuz?” diye tepki gösterirler.
    Oysa Türk toplumu ilk kez politikada gerçekçilikle karşı karşıyadır. Seçim meydanlarında ne söylenmişse, parti programında neler vaat edilmişse hepsi yapılacaktır.

     Hükümet programı

    Hükümet programı olarak da ilan edilen parti programında, toplumun refahına öngören şu ilkelerin hayata geçirilmesi hedeflenmiştir :

     Huzur ve güveni sağlamak

     Enflasyonu aşağıya çekmek

     Çiftçi, işçi, memur, esnaf ve emeklinin meydana getirdiği orta direği güçlendirmek

     İşsizliği önlemek

     Başta Güneydoğu olmak üzere kalkınmada öncelikli yöreleri geliştirmek

     Enerji sorununu çözmek

     Toplu konuta hız vermek

     Vergilendirmek

     Enflasyonun üstünde ücret vermek

     Bürokrasiyi azaltmak

     Hükümet programında, serbest pazar ekonomisine geçilmesi, faizlerin serbest bırakılması, ihracatın arttırılması, KİT’lerin özelleştirilmesi, devletin küçültülmesi ve bireyin devlet karşısında imtiyazlı duruma getirilmesi de öngörülür. Özelleştirme ve devleti küçültme, 1950′den beri Meclis’te okunan bütün hükümet programlarında vardır. Ama hiçbiri uygulanamamış veya uygulamada büyük sapalar olmuştur. Hükümet programında öngörülenler ilk kez Özal döneminde hayata geçirilecektir.

     Özal hükümeti, 24 Aralık 1983′te TBMM’de 213 kabul, 115 ret ve 65 çekimser oyla güvenoyu alır.

     Turgut Özal, 1980′li yıllarda dünyada esmeye başlayan değişim rüzgarlarının doğuracağı sonuçları herkesten önce görmüş ve sezmişti. Bu değişime Türkiye’nin ayak uydurabilmesi için, dışa açık ve rekabetçi sistemin esas alınması gerektiğine inanıyordu.

     Türkiye, Batı’nın gelişmiş, sanayileşmiş ülkelerinin normlarında bir piyasa ekonomisine nasıl kavuşturulacaktı? Bu ekonomi rekabetçi olmalı, yani sadece ülke içinde ayakta kalabilmekten çıkarak dünya ekonomisiyle boy ölçüşebilmeliydi.

     Bu düzeye gelebilmek için, özel sektörün pahalı maliyetlerle ürettiklerini iç pazarda satma alışkanlığından kurtarılarak, dışa açılmasının sağlanması gerekiyordu. Fakat bu o kadar kolay değildi. Koruma duvarları arkasına sığınmış, büyük teşviklerle desteklenmiş, ucuz negatif faizlere ve kur garantisine alışmış Türk sanayisini dışa açmak, rekabet gücü kazandırarak uluslararası alanda boy ölçüşebilecek bir sistemin iticisi haline getirmek Özal’ı en çok uğraştıran zorluklardan biri olacaktı. ‘

     Özal’a göre başka çare yoktu. Bunlar mutlaka yapılmalıydı. Rekabetçi ekonominin bir dünya sistemi haline geleceğini ve sisteme aykırı davranan veya direnen ekonomilerin er geç çökeceğini biliyordu. Gazeteci Osman Ulagay’ın dediği gibi, “Bir küreselleşmeye doğru gidileceğini sezmişti. Bu sezgiyle, Türkiye’yi de öyle bir dünyaya ayak uydurabilecek konuma ulaştırmaya çalıştı.”

     Özal, geleceğe yönelik isabetli görüşleri ve güçlü sezgileri olan bir insandı. Meselâ, 1990′ların başında dünyaya damgasını vuran olayları daha 1980′lerin başında görmeye ve sezmeye başlamıştı.

     Özal, 1983 sonbaharında Başbakanlığa geldiğinde, dünyada siyasal, ekonomik ve sosyal açılardan yaşanacak büyük değişimi çoktan kavramıştı ve bu değişimin arkasında kalmamak, hatta birkaç adım önünde gitmek için her türlü hazırlığı yapmıştı. Yani o, dünyada 1990′lann başında başlayacak değişim rüzgârını daha 1983′ün sonlarından itibaren estirmeye kararlıydı. İnsanlık tarihinde yeni bir çağ başlarken, Türkiye hazırlıksız yakalanmayacaktı. Dünyayı saracak demokratikleşme ve serbest pazar ekonomisi akımının dışında kalmayacaktı. Hatta Özal’ın önderliğinde bu akımı biraz daha hızlandırıcı bir rol üstlenecekti.

     Dünyanın sarsıcı değişimlere gebe olduğu o dönemde, Özal’ın işbaşına gelmesi Türkiye için büyük şanstı.

     SAYIN ÖZAL’IN SAHİP OLDUĞU VİZYON, LİDERLİĞİN HEM FİZİKİ HEM DE DÜŞÜNCE YAPISI OLARAK EN İYİ YANSIMASIYDI

    Özal’ın Hayalindeki Türkiye: diğer sayfada

    Haberin Devamı  1 2 3  
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
    Diğer Haberler
  • Çiftçiler Mardin-Urfa karayolunu tarfiğe kapattı28 Ağustos 2014 Perşembe 12:48
  • En çok kim izliyor?28 Ağustos 2014 Perşembe 11:39
  • Eyvah! Tuvalet Tıkandı Ne Yapmalı?27 Ağustos 2014 Çarşamba 17:53
  • Başbakan etkilenmez27 Ağustos 2014 Çarşamba 09:12
  • Marmara Adası'nda kaybolan gençlerden birine ait ceset çıkartıldı25 Ağustos 2014 Pazartesi 13:47
  • Emine Erdoğan'dan Kuzey Ormanı'nı imara açın talimatı25 Ağustos 2014 Pazartesi 13:35
  • Avusturya polisi Tekirdağ'da çocuk pornocusu yakalattı25 Ağustos 2014 Pazartesi 13:13
  • Sahilde bulunan cesetler Kumburgazdakileri mi ait?23 Ağustos 2014 Cumartesi 20:01
  • Gazze değil; Eyüp22 Ağustos 2014 Cuma 17:30
  • Umutlar o gemiye bağlandı22 Ağustos 2014 Cuma 15:08
  • Tüm Hakları Saklıdır © 2008 Haber Form | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : (0212) 621 73 14 | Haber Yazılımı: CM Bilişim