IMKB:60.737Dolar:1,5105YTLEuro:1,9755YTLAltın:378,72YTL
Ankara'da hava sıcaklığı 32°C
19:05 Tokat'ta sıcak temas-  18:50 Öğretmenlere kadro müjdesi-  18:38 Ve gidiyor!-  18:30 Obama'dan şaşırtan itiraf-  18:20 Kritik görüşme sona erdi -  18:06 Cepte iyi haber-  18:00 DP'de 'evet' istifası-  17:53 Batman’da sıcak çatışma -  17:51 FLAŞ! Ankara'da göçük-  17:45 Orduya güveniyor musun? ANKET-  17:44 İşte felaketin tarihi!-  17:40 Skandal Canlı Yayın Kazası!-  17:34 Baptista kararını açıkladı-  17:21 BDP'ye Barzani şoku-  17:03 Olay yaratacak PKK fetvası-  16:57 Erdoğan ve Büyükanıt'a suç duyurusu-  16:42 CHP peşini bırakmıyor-  16:32 Başbakanlık'ta sürpriz isim-  16:13 Kan donduran vahşet!-  16:06 Erbakan'a kötü haber-  
Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
Yasemin Çongar
Başbuğ için fırsat
29 Ocak 2010 Cuma 12:29

Balçiçek Pamir’i kutluyorum. Habertürk kanalında, Yargıtay Eski Başsavcısı Sabih Kanadoğlu ile Anayasa Mahkemesi Raportörü Osman Can’ı biraraya, daha doğrusu karşı karşıya getiren çok iyi bir program yaptı.

Yıldıray Oğur’un deyişiyle, “eski Türkiye ile yeni Türkiye” karşılaşmış gibiydi. Osman Can aklı, demokrat duruşu, hukuk ve tarih bilgisi ile “yeni Türkiye”nin umut veren yüzüydü. Toplumun adalet duygusunu inciten 367 kararının mimarı, AKP’yi kapatma davasının ilham perisi Sabih Kanadoğlu ise, tam da Balyoz darbecilerinin özlediği türden bir “1923 zindeliği” içinde, Atatürk’e laf söyletmeyen, dünyanın ve Türkiye’nin değişim istikametinden hazzetmeyen, topluma güvenmeyen, eski bir kafa, eski bir yüz... Üstelik, Osman Can’ın fikirlerine, mantığı ve bilgisi ile karşı koyamadığı her an sanki biraz daha eskiyor, eskide kalmaya mahkûm olduğunu biraz daha kavrıyordu.

Programda, bu “eski-yeni” farkının en fazla belirginleştiği konulardan biri, 1960 darbesiydi. Kanadoğlu “Son derece özgürlükçü bir Anayasa yaptılar” ezberini tekrarlayıp “27 Mayıs cici darbeydi” demeye getirdi. Can, buna doğru bir analizle sağlam bir cevap verdi. 1961 Anayasası’nın bir “kara leke” olduğunu söyledi, nedenini mealen şöyle açıkladı:

“Bu Anayasa ile toplumsal irade hukuk düzenini belirleyici olmaktan çıkmış, yargı demokratik meşruiyet alanı dışına itilmiştir. Militarist irade, yargıya müdahale etmiş ve siyasi misyon yüklemiştir. 1961 Anayasası’nda bir dizi ‘özgürlükçü’ madde olsa da, yine bu Anayasa, toplumun bu özgürlükleri kullanmasını hayata geçirecek kurumları ortadan kaldırmış, işlemez bir parlamento yaratmıştır. Uygulanmasını imkânsız kıldıktan sonra istediğiniz kadar ‘özgürlükçü’ madde yazın, bir işe yaramaz.”

Osman Can, militarizmin “özgürlükçü” bir maskeyle ülkenin üzerine çökmesini tarif ederken esas itibariyle “söz” ile “edim” arasındaki uyumsuzluğu vurguluyordu. Bu vurgu, bugünlerde “zor durumda” olduğu konusunda Türkiye’de hemen herkesin hemfikir göründüğü Genelkurmay Başkanı Orgeneral İlker Başbuğ’un ikilemini düşündürdü bana.

Zira generalin “Türk Silahlı Kuvvetleri içinde demokrasi karşıtı personeli barındırmam” ve “seçimle gelen seçimle gider” gibi sözlerinin samimi olduğuna benim gibi inanmak isteyen herkes, ondan bunun gereğini yapmasını bekliyor. Ama Başbuğ şu ana dek kendisinden beklenenin tam tersini yaptı... Kendi karargâhında hazırlanmış İrticayla Mücadele Eylem Planı’na “kâğıt parçası”, iddianamesi yeni kabul edilen Kafes Eylem Planı’yla bağlantılı olarak Poyrazköy’e gömülen silahlara “boru” deyip işin içinden çıkabileceğini sandı; darbe günlerini çağrıştıran “beşi bir yerde” mizansenlerinden, parmağını sallayarak basını tehdit etmekten, firkateyne çıkıp yargıya müdahale anlamına gelecek açıklamalar yapmaktan medet umdu.

Son dönemde, Türk Silahlı Kuvvetleri içinde birilerinin şer işlere karıştığına, darbe planları yaptığına, suç işlediğine ilişkin çıkan hemen bütün ihbar ve belgeler konusunda, gerçeğin aydınlanmasını kolaylaştırmayan, hatta zorlaştıran bir rol oynadı. Velhasıl, komutanın demokrasiye “asgari” düzeyde de olsa saygı duyduğunu ortaya koyan sözlerine uygun bir edimini pek göremedik.

Tabii, Başbuğ’dan önce hiçbir Genelkurmay Başkanı da, Türk Silahlı Kuvvetleri içinde yasal ve meşru olmayan işler yapıldığını gösteren bu kadar çok bilgi ve belgeyle yüzleşmek zorunda kalmamıştı. Bu yeni durum, demokratikleşmede ısrar eden yargı, siyaset ve medya mensuplarının, dokunulmazlık pelerinini ordunun omuzlarından çekip alma çabasının bir sonucudur. Bu çaba, Başbuğ gibi “demokrasiye saygı” sözleri eden bir Genelkurmay Başkanı’nı zorluyor. Hadi Uluengin’in dünkü Hürriyet’te çok güzel anlattığı gibi, Başbuğ’un “legalist” yani kanuniyetçi bir komutan olduğunun işaretleri geçmişte vardı; bugün de kendisini böyle görmek istediğini sanıyorum. Ama Başbuğ’un kimliğini bu “legalist” tavırdan ziyade, yine Uluengin’in deyişiyle, “kast ruhu” belirliyor.

Bu kast ruhu, bu “kol kırılır yen içinde kalır” anlayışı Başbuğ’un, başında olduğu kurumu “yasallık” sınırları içine çekmesini önlüyor; demokrasiye saygısını “asgari” düzeyde bile ortaya koymasını zorlaştırıyor.

Şimdi önünde bu zorluğu aşmaya başlamak için önemli bir fırsat var. Bu fırsatın adı, Balyoz... Başbuğ, Balyoz darbe planının ve onunla bağlantılı korkunç harekât emirlerinin hazırlandığı dönemde, Birinci Ordu’da neler yaşandığını aydınlığa çıkarmaya çalışmalı. Bu şer planları için “yalan” demek, “oyun” demek yerine, kurumunu bunların gölgesinden kurtarmayı denemeli. Ve bence, dönemin Birinci Ordu Komutanı Emekli Orgeneral Çetin Doğan’ın açıklamalarına mutlaka kulak vermeli.

Zira Taraf’ın yayınladığı ses kayıtlarının yüzde yüz doğru olduğunu biraz gecikerek de olsa itiraf eden Doğan, “iç tehdit” odaklı bir çalışma yaptırdığını teyit etmekle Genelkurmay’ın Mart 2003’teki plan semineriyle ilgili resmî açıklamasını da yalanlamış oldu.

Eğer Çetin Doğan ve Balyoz planlarında “elektronik parmak izi” olan diğer asker kişiler sorgulanır, belgeler gerektiği gibi incelenirse gerçeğin ortaya çıkmaması için bir neden yok. Başbuğ bu kez gerçeğe engel olmamalı.

Bu yazı toplam 711 defa okunmuştur
vatansever rumuzlu yorumcu
vatandas
oyle hamaset dolu yalanci pehlivanlik yapacagina yazarin yazdiklarinin dogru olup olmadigina objektif bakarak dusunsen. ama senin gibi bagnazlarda tarafsiz. ideolojik olmayan bir fikir yokturki.yiyim senin gibi kendini vatansever zanneden zihniyeti.
02 Şubat 2010 Salı 22:07
YALNIŞIN TARAFINDA OLMAYACAĞIZ
SADAKAT 58
Osmanlının son döneminden bu tarafa toplumu şekillendirme çabası içinde olan,bunu meşru yollarla başaramayan,milleti \"bidon kafalı,göbeğini kaşıyan\"diye horlayan zavallılar galiba ellerindeki sopalarının gayrimeşru olduğunun alenen açığa çıkmasıyla tabir caizse \"çuvallamış\" bulunuyorlar.Bu güruha tavsiyemiz gerçekler şiddet kullanılarak kapatılamıyor bunu bilsin ve bizim adımıza ahkam kesmekten vazgeçsinler.Çünkü yaratan bizede onlar kadar akıl vermiş ve biz bu vatanı onlardan daha çok seviyoruz
02 Şubat 2010 Salı 09:35
Ah Yasemin Vah Yasemin
Vatansever
Gercekten vatana hizmet ettiğini mi düşünüyorsun Yasemin Congar. Amerikaya hizmet ettigin bir gün ortaya cikacak. Bir iz birakacaksin nasilsa. Hiçbir sey gizli kalmaz bunu yarim akli olan bile bilir. Anlayamadigim su. Allahtan korkmuyorsun diye dusunuyorum tamam onu gectim. Ama vatanseverlerden de mi korkmuyorsun? Vatani icin herseyi goze alanlardan. Vatani icin Kurtulus savasi verenlerden?? Amerikaya kacacaksiniz hepiniz, onun garantisini almissinizdir zaten. Oraya da geliriz merak etme Congar
31 Ocak 2010 Pazar 20:43
Bizim Vatanımız
Mehmet Vatansever
TARAF Gazetesi TÜRKİYE CUMHURİYETİ'NİN KURULUŞ FELSEFESİ OLAN "MİLLİ DEVLET" YAPISININ ÇÖKERTİLMESİ İÇİN ÇIKARILAN BİR "PSİKOLOJİK HARP GAZETESİDİR".
30 Ocak 2010 Cumartesi 10:59
son üç yazınızla ilgili-5
m.irmikçiler
AB normlarında ideolojisiz ,zorunlu askerliği olmayan,şeffaf ordu istiyor.Yargının ve polisin elinin tutulmamasını suçluların acilen adalete teslimini bekliyor.Halk bu beklentilerinin karşılanmadığını görür aldatıldığı fikrine kapılırsa, değişimi dillendiren başka bir partiye yönelebilir.Halk konumu ne olursa olsun cinayetleri yönlendirenlerin emrini verenlerin ortaya çıkmasını istiyor. Allah hepimizi korusun.Saygı ve selamlar.
29 Ocak 2010 Cuma 19:07
YAZARIN ÖNCEKİ YAZILARI
ÇOK OKUNANLAR