Doğuran kadar ‘‘doğanda’’ zahmet çekmedikçe, Türkiye’nin kalkınması, güçlü ve müreffeh ülkeler seviyesine yükselmesi mümkün değildir.
Sorunlarımızın, sorunu ideolojik mantaliteye hizmet eden satılmış beyinlerdir. Herkes gibi fikir özgürlüğü ve demokraside bu gudubetlerden muzdariptir. Sorunlarımızın membaında ve menşeinde hep bu ‘kesik baş’ davası vardır. Cansız, ölü ve yılgın bir organdan fikir üretmesi sorunlara çare bulması bekleniyor. Unutulmaması gerekiyor ki zahmet çekmeden rahmete ulaşmak, nefes almadan yaşamaya çalışmaktan daha zordur. Sorunlarımıza çare üretmek istiyorsak, birileri bu taşın altına elini sokması gerekiyor. Aksi takdirde virüs diğer organlara bulaşır; çözüm çözümsüzlüğe mahkûm edilmiş olur. Güçlü ve müreffeh bir ülkenin vücuda gelebilmesi için kangren olmuş organın bedenle temasını kesmek gerekir. Bu mazoşist yaklaşım, anlık acılar çekmemize sebep olmakla birlikte sağlıklı ve mutlu günlerinde müjdecisi durumundadır. Her ülke gibi Türkiye’de huzurlu ve mutlu günler yaşamayı hak ediyor. Bunun için gereğinden fazla acı çekti; gereğinden fazla bedel ödedi. Ödediğimiz bedellerin ve yaşadığımız elim olayların farkındalığına varamazsak; duyguyla düşünceyi sentezlemeyi beceremezsek bu acıları çekmeye bu bedelleri ödemeye devam edeceğiz. Bu gerçeklerin bilincinde olmadığımız sürece bize, bizden uzak mecraların, sözüm ona kendini aydın diye niteleyen gudubetlerin, dilinde ucuz sözlerle betimlenmekten kurtulamayacağız. Benim düşünceme sahip olmayan benim fikir hayatımda da olamaz yanılgısına düşen bazı muhterem şahıslar, siyasi tercihi veya düşünce yapısı ondan farklı diye‘‘göbeğini kaşıyan adam’’ yakıştırmasında bulunduğu yazısını çeşitli tasvirlere büründürerek ‘‘fikir özgürlüğü’’ yaftası altında tekrar halkla paylaşması ne derece doğru ve mantıklı bir yaklaşımdır? Günlerce polemik konusu olan bu talihsiz sözler, kendilerini özgürlük ve demokrasi savaşçısı diye niteleyen kesimin halka bakış acısının bariz bir göstergesidir. Haklın özgür seçimine tahammül dahi edemeyen zevat nasıl olurda özgürlük ve demokrasiden dem vurabilir ki? Halkı yok sayan bir zihniyet halkçı olabilir mi? Demokrasiyi rafa kaldıran zevat demokrasiden ahkâm kesebilir mi? Özgür düşünceye saygı göstermeyen kafatasçı bir yaklaşım özgürlük savaşçısı olabilir mi? Normal şartlar altında bu soruların cevabı ‘hayır’ olması gerekirken, mantığa ters bir yaklaşımla ‘evet’ diye cevaplamak durumunda bırakılıyoruz. Eskiler ‘minareyi çalan kılıfını hazırlar’ dermiş; günümüzde de demokrasiyi, özgürlüğü, insan haklarını, çalanlar ‘fikir özgürlüğünü’ yaptıklarına kılıf etmekten geri durmuyorlar. Fikir özgürlüğü kulağa hoş gelen bir terimsel ifade; fakat gölgesi altında yapılan ideolojik olaylar silsilesi Ankara-İstanbul arasına otoban olur. Bunlardan en popülerleri şunlar; Başbakana, ‘‘Tayyip fazla konuşma en azından insanların morali daha az bozulmuş olur.’’ tarzında seviyesiz bir yaklaşımla hitap edebilirsin. Bu da kesmedi mi sizi, o zaman devletin en tepesindeki ismi tanımayan, kabul etmeyen bir tavır takınarak ‘‘Sayın cumhurbaşkanınız’’ sözünün reklamını yaparak ikilem çıkartmanızda fikir özgürlüğü kapsamında.
Hatta ve hatta köşenizden Genelkurmay başkanına açık mektup yazarak acele orduyu‘‘darbeye’’davet etmenizde özgürlüğün size tanımış olduğu bir hak… Kimse kimseyi beğenmek zorunda değil, ama saygı göstermek durumundadır. Sayın Abdullah Gül, halefi durumunda olduğu Sayın Ahmet Necdet Sezer’i çok mu seviyordu? Hayır, ama dışişleri bakanı olduğu dönemde, üstüne hiçbir saygısızlıkta bulunmamıştır. Ona değil, onun bulunduğu makama saygısından ne yapması gerekiyorsa onu yapmıştır. Doğru olanı yapmıştır; fakat ısrarla bazı kesimler hala Sayın Abdullah Gül’ün varlığına dahi tahammül edemiyor olması, olayın ciddiyetini gözler önüne sermektedir. İcra ettiği fikirsel beyanatta bu kadar hak ve imtiyaza sahip aydınlarımızın birçoğu, özgürlük kavramını ideolojik düşüncelerinin ürünü mahsuller vermekten geri durmuyorlar. Siyasetin seviyesinin düşük olduğunu malum, herkesçe bilinen bir gerçek; bilinmeyen ve yeni icat edilen ise aydın diye tabir ettiğimiz halkın bir adım önünde olan, fikirleriyle halkın ufkunu açan, yol gösterenlerin siyasi iradeye tahammülsüzlüğü, halkın seçimine göstermiş olduğu nezaketsizliktir. Özgürlük her şeyi yapma hakkını hiç kimseye tanımıyor. Özgürlüğün bize çizdiği çerçeve, karşımızdakinin sınırına kadardır; o çizgiyi ihlal ettiğimizde sorunların bam teline basmış oluruz. Sorunlarımızı milli bilinç ve ortak akıl vasıtasıyla çözüm potasında eritmek temennisiyle…