IMKB:60.786Dolar:1,5005YTLEuro:1,9315YTLAltın:402,76YTL
Ankara'da hava sıcaklığı 32°C
16:28 FLAŞ! Referandum iptal oldu! -  16:12 AK Parti 'kaynağı' açıkladı-  16:05 Çetin Doğan harekete geçti-  16:00 Vekilin eşi hayat kadınıymış! FOTO-  15:11 TIKLA! Oyunu kullan!-  15:06 Bayramda hava nasıl olacak?-  14:42 Kart sahipleri OKUSUN-  14:31 Otomobil alev alev yandı!-  14:21 Atatürk'ün büyük sırrı!-  14:11 CHP'de flaş gelişme!-  14:05 Erdoğan'dan jet yanıt-  14:00 Ahmet Hakan Vakit'i bombaladı!-  13:55 Ünlü tarihçi vefat etti-  13:47 Hayırcıları üzecek ANKET!-  13:44 Eşini randevu evinde buldu!-  13:38 Sarıgül oyunu açıkladı!-  13:34 Mahkemeden TARİHİ KARAR-  13:21 CHP'de sürpriz toplantı!-  12:50 20 Eylül'de kaldırılıyor-  12:43 Bakan Akdağ muhtarı azarladı!-  
Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
Yasemin Çongar
Söz Erdoğan’ın...
20 Mayıs 2010 Perşembe 02:59

Kısaca UEM diye bilinen Madrid’deki Avrupa Üniversitesi’nin şiarı “Pensado para el mundo real”dir. Bu sözle, “gerçek dünya için tasarlanmış” bir öğretim kurumu olduğunu ilan eder UEM.

Dün öğleden sonra, kendisini sarı pelerinli bir kardinale benzeten doktora cübbesi içinde UEM’de konuşan Başbakan Erdoğan’ı izlerken onun, “pensado para el mundo real” şiarına ne kadar uygun bir siyasetçi olduğunu düşündüm. “Gerçek dünya” ile Erdoğan arasında neredeyse tılsımlı bir uyum var bence; Erdoğan’ın “sahiciliğinden” kaynaklı bir tılsım.

İngilizcede “kendi derisi içinde rahat” diye bir deyim vardır; insanın kendisiyle barışık olma halini, komplekssizliğini, özgüvenini ve en önemlisi, sahiciliğini anlatır. Bence Başbakan da, “kendi derisi içinde rahat” bir siyasetçi; bunu halkın içinden gelmesine ve toplumun geniş bir kesimiyle kurmayı başardığı kuvvetli diyaloga, karizmasına, aklına ve kimbilir, belki biraz da, Allah’a olan inancına borçlu... Doğrusu “rahatlığının” nedenini tam bilemiyorum ama kimi milliyetçi tavırları ve dinsel önyargıları beni çileden çıkartsa da; saldırgan siyasi üslubunu çok yadırgadığım nice an, yeterince cesur ve kararlı davranmadığını düşündüğüm nice konu olsa da, Erdoğan’ın bu sahiciliğini seviyorum... Onun bu özelliğinin dünyada gördüğü itibarı arttırdığına inanıyorum.

Bununla birlikte, Erdoğan’ın bana “gerçek dünya için tasarlanmış bir lider” gibi görünmesi, sadece kişiliğinden kaynaklanmıyor. AKP hükümetinin, iç ve dış politika ile ekonomide son aylarda ortaya koyduğu performans, dünyada Türkiye’nin gücünü arttıran, konumunu sağlamlaştıran, duruşunu saygınlaştıran bir etki yapıyor ve biraz da bu nedenle, Erdoğan bugün “küresel” bir kucaklaşmanın, dünya ölçeğinde hissedilen bir nüfuzun merkezinde buluyor kendini.

İç politika derken, demokratik reformlar ve Avrupa Birliği’ne uyum bazında kaybedilmiş birkaç yıldan sonra, Türkiye’nin darbeci zihniyetten kurtulmasının yolunu açacak olan son anayasa değişiklik paketiyle sağlanan açılım var aklımda... Aksamasına rağmen, doğru bir niyeti ve istikameti gösteren Kürt açılımı var... Türkiye’nin gayrımüslimler dahil bütün azınlıklarıyla kucaklaşma çabası var... Başbakan’a Yunanistan gezisi sırasında “Ekümeniklik ceddimi rahatsız etmemiş, beni niye rahatsız etsin” dedirten özgüven var...

Ekonomi derken, nispeten başarılı bulduğum kriz yönetimini ve seçimlerden bir yıl önce “mali kural” uygulamasını başlatacak disipline sahip olunmasını kastediyorum...

Dış politika kapsamında ise, Prof. Ahmet Davutoğlu’nun etkin liderliği sayesinde Türkiye’yi sadece sesi daha fazla duyulan değil, sözü de daha fazla değer taşıyan bir aktör haline getiren bütün açılım, normalleşme, barış ve diyalog adımlarını sayabilirim...

Deyin ki Kuzey Irak, deyin ki bütün beceriksizliklerine rağmen Ermenistan açılımı, deyin ki Orta Doğu’da, Balkanlar’da, Akdeniz’de, Birleşmiş Milletler’de sorunlardan kaçmayan bir politika izlediğimiz her alan.

Erdoğan’a “fahri doktora” veren Madrid Avrupa Üniversitesi’nin bu kararın gerekçesini açıkladığı şu satırlara bakın: “Bu akademik payeyle, Erdoğan’ın demokrasi ve Türkiye toplumunun insan hakları ile temel özgürlükleri alanında yaptığı çalışma takdir edilmektedir. Time dergisi tarafından ‘dünyanın en nüfuzlu 100 kişisinden biri’ kabul edilen Erdoğan, diğer ülkelerin siyasi liderleriyle ülkesi arasındaki ilişkileri ilerletmiş ve çabalarını Türkiye’nin Avrupa Birliği’ne üye olmasına vakfetmiştir.”

Erdoğan’ın unvanı kabul konuşması da, hem bu takdir cümlelerinin hakkını verdi hem de Tahran’daki son nükleer takas anlaşması gibi, sadece İsrail’i değil, Avrupa ve ABD’deki birçok siyasi kesimi de yerinden zıplatan bir diplomatik başarının arkasındaki adil vizyonu ortaya koydu:

“İnsani amaçlı olarak her ülke uranyum zenginleştirmesi yapabilir. Ama kitle imha silahı olarak, atom bombası üretme amacıyla bunu kullanamaz. Biz bölgede böyle bir şey istemiyoruz. Bugün nükleer güvenlik konusunda konuşanlara dikkat ettiğimizde, ‘Biz belirleyiciyiz’ diyenlere bakınca burada Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nin beş daimi üyesini görüyoruz. Ve Almanya’yı. Ama sizin hepinizde bu var. Nükleer silah varken siz ‘Başkasında olmasın’ dediğiniz zaman inanılırlığı olmuyor. Eğer burada üstünlüğün hukukunu oluşturacaksak insan olarak utanmalıyız ama hukuk üstünlüğü oluşturacaksak yaradılışımızın gereğini yapacağız.

Fransa Cumhurbaşkanı Nicolas Sarkozy’den bile “Bravo” alan Tahran anlaşmasını, “nükleer silahsız Ortadoğu, nükleer silahsız dünya” vizyonuyla savunan Erdoğan, Madrid’deki konuşmasında, benzer bir sağlam duruşu, Türkiye’nin Avrupa Birliği’ne katılımı konusunda da sergiledi:

“Türkiye insan haklarını, özgürlükleri, demokrasiyi, hukuk üstünlüğünü hassasiyetle savunan bir ülkedir. Türkiye Avrupa coğrafyasının ve kültürünün parçasıdır. Bu konuda konumunu ciddiyetle korumaktadır. Balkanlar, Kafkasya, Orta Doğu, Avrupa, Afrika bölgeleri, Türkiye sevindiğinde seviniyor, üzüldüğünde bu bölgedeki ülkeler de hüzünleniyor. Bu anlamda Türkiye’nin AB üyeliği çok fazla anlam taşır. 50 yıldır Türkiye AB kapısında bekletiliyor.

Zaman geliyor ‘Siz büyük ülkesiniz’ deniyor, zaman geliyor ‘Nüfusunuz fazla’ deniyor. Ama biz AB’ye güç katmak istiyoruz. AB’yi sosyal ve siyasi birlik olarak kabul etmiyor musunuz? 1.5 milyarlık İslam’la Batı’ya köprü olacak bir ülke aramıyor musunuz? Laik ve demokratik bir ülke olarak Türkiye’nin AB’ye girmesi İslam’ın Batı’yla bütünleşmesidir. Eğer ‘Biz sizi kabul etmiyoruz’ derseniz takdir ederiz ama hem ‘Sizle olmaz, sizsiz olmaz’ derseniz olmaz. AB’ye tam üyelik ülkemizin dış politikamızın birinci önceliğidir.

Biz bu konuda üzerimize düşeni yapmaya devam edeceğiz.”

Ne dersiniz haksız mı Başbakan?

Biliyorum, azılı AKP düşmanlarının yarıda bırakacağı türden bir yazı oldu bu; Kürt kardeşlerimiz dahil Türkiye’de eşitsizlik mağduru olan birçok okuru belki de haklı olarak kızdırabilecek bir yazı... Ama yine de, “gerçek dünya”nın Erdoğan’a, Erdoğan’ın “gerçek dünya”ya söyledikleri üzerine durup düşünelim derim ben. Bir şeyler öğrenebiliriz zira...

Bu yazı toplam 247 defa okunmuştur
YAZARKEN KALEMİN NASIL???????????????
SAMİM DAL,
YAZARKEEN KALEMİNİZ YAĞ MI AKITIYOR .PES..PES YAĞCILIĞIN BUKADARINA..SİZE BAŞKA......KA DENİR........
21 Mayıs 2010 Cuma 17:11
YAZARIN ÖNCEKİ YAZILARI
ÇOK OKUNANLAR